APOLYONT – GÖLYAZI

Yıllar sonra nihayet tekrar Apolyont’ dayım.

Anne tarafım Bursa’lı olup, çocukluğumuzda istisnasız her yazı Bursa’da anneannemin evinde geçirirdik. Yugoslavya göçmeni ve Boşnak olan annemin ailesinden Bursa ve civarında yaşayan akrabaları ziyarete Karacabey, Bandırma, Fevzipaşa’ya giderken ya da Bursa’ya dönüşte dayım mutlaka yol üstündeki Uluabat ya da Gölyazı’ya uğrar, buradan köy ekmeği bazen de kasayla göl balığı alırdı. Ben de daha o zamanlardan gezmeye görmeye meraklı olduğumdan köyü izler, ne var ne yok diye çevreme bakardım. Uluabat gölü ve Gölyazı ile tanışıklığım taa o zamanlardan ama tabii çokkk zaman oldu…

gysel1

Yıllarca Ege veya daha güneye tatillere giderken Bursa İzmir yolu üzerinde her gidiş dönüşte yol boyunca Uluabat gölüne, aşağıda görünen Gölyazı’ya bakarım, giderken hadi girelim derim, arabadakiler geç kalıcaz dönüşte gireriz der girmeyiz, tatil dönüşlerinde ise eve dönüş telaşı ile geç oldu artık sonra geliriz deyip deyip beni vazgeçirirler ve biz gene Gölyazı’ya bir türlü giremeyiz.



Yurt içinde ya da yurt dışında uzaklara gitmekten, çok yakınımızda ki bu güzel yere bir türlü vakit ayırıp gidemedik, bu da bizim ayıbımız oldu.

Ama bu hafta sonu güneşi görmüşken ve hazır kırk yılın başı İstanbul’da evde kalmışken hadi dedik ve bu defa Apolyont / Gölyazı’yı görmek için Yine Düştük Yollara…

gyevler

İstanbul’dan Gölyazı/Apolyont’a gitmenin en mantıklı, en kolay ve maliyeti en düşük yolu Yenikapı-Bursa (Mudanya) feribotu.
(kış tarifesinde araç 69 tl+1 yolcu 15 tl ile toplam 84 TL), mesafe çok kısa, benzin maliyeti yok. Mudanya’da indikten 30 km sonra Gölyazı’da olunuyor.
Ama Mart ayına kadar kış tarifesi uygulayan feribotun bu güzergaha hergün sabah sadece 7:30 da tek gidiş var, akşam ise Mudanya’dan tek dönüş 17:30 da.

Yenikapı-Bursa (Mudanya) feribotunu kaçırdıysanız ya Pendik-Yalova feribotunu
(şu an araç 39 tl+1 yolcu 1 TL toplam 40 tl ile ikinci en ucuz seçenek) kullanacaksınız. Feribottan indikten sonra Yalova-Gölyazı yaklaşık 120 km sürüyor.



Booking.com

Ya da en pahalı seçenek olan Osmangazi köprüsünü (indirimden sonra bile 65,65 tl köprü-12,5 tl gibi de otoban ücreti ile 78 TL tutuyor) kullanacaksınız.
İstanbul Anadolu yakası Kadıköy’den yol yaklaşık 200 km, hem yol uzun yorgunluk, hem de köprü ve benzin maliyetini eklediğinizde en pahalı seçenek bu oluyor.

Bursa’dan İzmir yönüne giderken yaklaşık 35 km geçtikten sonra solda Uluabat gölü görünüyor ve sağda Gölyazı tabelalasından sapılıyor.

Gölyazı sapağına girdikten hemen sonra güzellikler başlıyor, iki tarafı zeytinlik olan öyle güzel bir yoldan Apolyont/Gölyazı’ya iniliyor ki bana göre sırf bu yolu bile gidip görmek için değer. Sapağa girdikten 5 km sonra da Gölyazı’dasınız.

Bu bilgilerden sonra gelelim iki isimle anılan Apolyont/Gölyazı’yı tanımaya.
Uluabat gölü aynı zamanda Apolyont gölü olarak da biliniyor, göle adını veren iki köyden birisi olan eski ve antik adıyla Apolyont yeni adıyla Gölyazı, diğeri ise gölün daha kuzeybatısında bulunan Uluabat köyü.

Uluabat gölü üzerinde bir yarımadaya kurulan Gölyazı, Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı tam bir küçük balıkçı köyü aslında. Cumhuriyet öncesi halkın %90’ı Rum olan köye mübadele sonrasında Selanik göçmenleri yerleştirilmiş ve hala köyün büyük bölümü bu Selanik göçmenlerinden oluşuyor.

Zaten köye girdiğinizde ve köy halkıyla sohbet etmeye başladığınızda anlıyorsunuz, açık renk ten, mavi yeşil göz renkleri, sıcakkanlılıkları hemen belli ediyor.

Gölyazı’nın tarihi 2500-3000 yıl önceye gidiyor. Sırasıyla antikçağ, Roma, Bizans ve Osmanlı geçmişine sahip olan köy 1980 yılında SİT alanı ilan edilmiş. Hatta çok eski tarihli bir Gezi Traveler dergisinin Gölyazı anlatımını okurken köyün yaşlılarının o zamanlar keşfedip köye giden fotoğrafçılara, gelip gidiyorsunuz köyümüze, dikkat çektiniz, köy meşhur oldu, sizin yüzünüzden Gölyazı SİT alanı oldu diye serzenişte bulunduklarını okudum.

Köyde mübadele sebebiyle o zamanlar tamamlanamamış ama şimdi restore edilerek kültür merkezine dönüştürülmüş bir ortodoks kilisesi de var, motorla gölde gezerken de mimarisiyle direkt dikkat çekiyor bu yapı adı Aziz Panteleimon Kilisesi.
Yine tüm çevre adalarda tarihi kalıntılar var, göl içindeki küçük bir başka adada da yıkık, terk edilmiş bir manastır varmış.

klise

Tüm köyün içine dağılmış antik yol, su kemerleri, lahit mezarlar, dış kale ve kule kalıntıları çok tahrip olmuş, yıkık dökük evlerin aralarında kalmış. Ayrıca Zambaktepe olarak bilinen tepede de tahrip olmuş, yıkık dökük çok az bölümü bulunan bir Roma dönemi tiyatrosu da var. Ne acı değil mi, tarihin bu kadar talan olması, korunmamış olması.

Gölyazı’da drone uçurduğumuzda çocukların kibarlığı, bizimle ilgilenmeleri, drone uçarken yaptığımız sohbet bizim çok hoşumuza gitti, Gölyazılı çocuklarımızı da çok sevdik.

gy5

Gölyazı/Apolyont tam bir fotoğraf cenneti, nereye baksanız deklanşöre basmak geliyor içinizden. Gölün bir gümüş, bir yeşil olup sürekli değişen rengi, sazlıklar, süslenmiş küçük gezinti tekneleri, ağ atan balıkçılarıyla balıkçı motorları, göl kenarına bağlanmış kayıklar, gölde yüzen pelikanlar, ördekler, kuğular, suya kanatlarını dokundurup suyu hareketlendiren kuşlar, elektrik direklerine yuva yapmış leylekler, köyün meydanında göle doğru gövdesini vermiş 750 yıllık dev çınar ağacı, kışın suların yükselmesiyle ev duvarlarının bir bölümünün suya batıp Venedik görüntüsü veren Gölyazı muhteşem bir hazine, bir cennet.

ydy-gölyazı5

Gölyazı öncelerde gelirinin %80 i balıkçılık olan bir köymüş ama şimdilerde işin içine turizm gelirleri de girmiş bulunuyor. Erkeklerle birlikte balıkçılık yapan kadınlar da çoğunlukta, ağ onarıyor, kürek çekiyor, sepet atıyorlar. Eh diğer köylerde de kadınlar tarlada çalışıyor burada da göl bizim tarlamız diyor köylüler. Şimdilerde gölden en çok turna, sazan balıkları çıkıyor ama yıllar önce esas gelir kaynakları kerevitmiş, maalesef gölün kirlenmesi ya da fazla avlanma sebebiyle artık kerevit çıkmaz olmuş.

Şimdilerde balıkçılar fotografçılara gün batımı pozları vermek konusunda da uzmanlaşmışlar, gittiğimiz gün tesadüfen öğrendik ki bu da Gölyazı da bir sektör oluşturmuş.

gölyazı4

Aslında Uluabat ve çevresi ekolojik olarak o kadar önemli bir bölge ki, Uluabat gölü sazlık ve bataklık kesimleri su kuşlarının beslenme ve kuluçkaya yatma bölgesi olduğundan ve barındırdığı kuş zenginliği sebebiyle Dünya sulak alanlarının korunmasını ve akılcı kullanımını hedefleyen uluslararası Ramsar anlaşması ile 1994 yılında koruma altına alınmış.

gy7

Daha önceki yıllarda Uluabat yolundan geçerken bir kaç kez “Leylek Şenlikleri” afişleri dikkatimizi çekmişti, Gölyazı’ya girince öğrendik ki Uluabat Gölü, leyleklerin göç yolu üzerinde olduğundan göl ve çevresi tam bir leylek cenneti. Elektrik direklerinde, bacalarda leylek yuvaları var. Böylece gördüğümüz afişlerin sebebini öğrendik, 2005 yılından bu yana her yıl Mayıs ayında, Gölyazı’nın komşu köyü Eskikaraağaç‘ta, Leylek Şenlikleri düzenleniyormuş. Eskikaraağaç Türkiye’nin tek, Avrupa’nın ise 11. Leylek köyü ünvanını almış durumdaymış. Mayıs ayında tekrar gidilecek demek ki..

Kışın Gölyazı çevresinde motorla gezinti yapınca evlerin suya batmış yüzünü görmek değişik ve ilginç bir manzara. Ancak köyde yaptığımız sohbetlerde bahardan itibaren göl silme nilüfer çiçekleriyle kaplanırmış, ayrıca göl bahar ve yaz mevsiminde kuş cennetine dönüştüğünden, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle Gölyazı çok daha güzel olurmuş, evet baharda tekrar görmek farz oldu, Mayıs ayında tekrar gitmek için bir sebep daha…

Gelen turisti gölün çevresinde küçük, sevimli, süslü motorlarla gezdirmek Gölyazı’da artık bir sektör ve işkolu olmuş gibi, tüm motorlarda fiyat fiks 20 TL, gölün çevresini gezin derim mutlaka.

Ancak gölde motorla gezerken bir taraftan çok keyif alıp, diğer taraftan da mutsuz olabiliyor insan, yarımada çevresinde gördüğümüz manzara, çarpık ve düzensiz yapılaşmanın bozukluğu, evlerin bakımsızlığı, maalesef korunamamış, yıkılmış tarihi kemerlerin adeta yok edilerek arasına yapılmış evler çok can sıkıcıydı, çok üzüldük.

gy4

Ayrıca Gölyazı tüm doğal güzelliğine ve genel görselliğine karşın, ara sokaklarının bakımsızlığı, evlerin gecekondu tarzı bir mimariye dönüşmüş olması, çatıların kiremitlerinin sökülmüş ve her an kat çıkacak durumda hazırmış havası, yemek işine girmiş dükkanların ve tabelalarının derme çatmalığı ve bu esnafların kendi dükkanlarının önlerinin bile bakımsızlığı hatta üzülerek söylüyorum ki maalesef pisliği Gölyazı da bizi üzen konular oldu.

gy6

Gölyazı öyle muhteşem bir yer ki bunların hiç birini haketmediğini düşündük, aklımıza Karadağ’daki aynı Gölyazı gibi bir yarımadanın üstünde yerleşime sahip Sveti Stefan geldi ve içimiz cız etti, aynı doğal güzellik, aynı coğrafi konum ama bir oradaki tarihin korunmuşluğuna, düzenli yapılaşmaya bak bir de buraya dedik ve gittikçe daha da turistik olan Gölyazı için de acilen bu konuya el atılması gerekliliğini düşündük.

ydy-Başlıksız-3

Gölyazı’yı yazmadan önce şöyle bir düşündüm, acaba yazıp, tanıtıp daha çok insanın Gölyazı’ya gitmesini sağlamak ne kadar doğru, bizim gibi günübirlik şehirden gelenleri memnun etmek, karınlarını doyurmak adına geçici ve gel geç çözüm ve yapılaşma ile Gölyazı belki de daha da bozulacak, harcanacak ve turistik bir yer olup çıkacak buna engel de olmak lazım aslında.

Önemli bir not düşmeden edemeyeceğim;
Köyün hemen girişinde yolun sağ tarafında Nilüfer belediyesinin standları var ve belediyenin organizasyonu ile köyün hanımları burada havuz sistemi ile çalışıyor, bir stant çay yapıyor, diğer 2-3 tanesi gözleme, bir kaçı el işleri satıyor ve kazanç havuza gidiyor. Burada yapılan gözlemeler gerçek el açması, gözleme yiyecekseniz mutlaka burada yiyin derim, hem köyün hanımlarının el emekleri kazansın hem de böyle güzel bir mantıkla kurulan sistem işlesin.

kadınlar

Böylece el açması diyerek müşteri kandıran ve hazır yufkadan gözlemeyi önünüze getiren Gölyazı’nın uyanık esnaf tarzı restorant ve kafelerinin riskini almamış olursunuz, bizzat şahit olduk maalesef.

NETİCE;
-Gölyazı sadece bir çay kahve içimlik bile gidilebilecek, huzurlu, keyifli bir yer
-Biz Şubat başı bir cumartesi günü gittik, henüz tam bahar gelmemesine rağmen Gölyazı kalabalıktı, ilkbahar ve sonbahar haftasonları eminim çok daha kabalık oluyordur, hafta arası gidilse daha boş olacağından daha da keyif alınır,
-Gölyazı da sokak aralarında gezip ilgili ve meraklı halkı ile sohbet etmek çok keyifli,
-Zambaktepe’ye de çıkıp manzaraya oradan da bakmanızı tavsiye ederim,
-Balık çeşitlerini denemedik, bu sebeple özellikle bir restorant tavsiye edemeyeceğim,
-Ağlayan Çınar’ı geçince sağdaki çay bahçesi hem temiz, hem de çayı güzeldi,
-İstanbul’dan erken çıkıldığında Mudanya-Trilye gezisi ile de birleştirilip sabah. kahvaltısını Trilye’de, çay kahve keyfini Gölyazı’da, üstüne de dönüş yolunda Bursa’ya uğranıp İskender kebap ziyafeti ile daha da keyifli bir günübirlik rota haline gelebilir.

 

Not: Tüm yazı ve fotoğraflar sadece izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.



Recent Posts

Leave a Comment