METEORA / YUNANİSTAN

1991 yılında yaptığımız Yunanistan gezimizin en ilgi çekici yeri bana göre Meteora bölgesiydi.
İpsala’ dan 620 km uzaklıkta Kalambaka kasabası yakınında, kayaların tepesine birbirinden bağımsız olarak kurulmuş manastırlar, kelimenin tam anlamıyla bir doğa harikası. Görür görmez insanı büyülüyor… “Meteora” kelimesinin sözlük anlamı “ gökyüzünde asılı ” demek.
Ortodoks keşişler Hristiyanlığın ilk dönemlerinde inzivaya çekilmek, Tanrı’ ya daha yakın , dünyevi konulara ise daha uzak olmak amacıyla bu manastırları yapmışlar. Bir diğer sebep ise, keşişlerin Ortodoksluğu Osmanlı egemenliğinden korumak amacıyla bu bölgeye kaçmalarıymış. Her bir manastır 300 m. kadar yükseklikteki kayaların üzerine yapılmış. İnsan ilk gördüğünde inanamıyor, çok etkileyici, manzara muhteşem.


Meteora manastırları Unesco’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde de yer alıyor..
Milyonlarca yıl önce burası bir iç denizmiş, yaşanan doğa hareketleri ile deniz dibi yeryüzüne çıkmış, sonra kayalar şekillenmiş ve şimdiki halini almış, 300 mt yüksekliğe varan bu kayaların tepesinde düzlükler oluşmuş. İnziva amacıyla 11.yüzyıldan itibaren bölgeye gelen keşişler önce kayaların içinde mağaralarda yaşamışlar sonra bu devasal kayaların tepesindeki düzlüklere manastırlarını inşa etmişler. Ancak işin ilginç tarafı, manastırların kaya bloğu tepesindeki düzlük alan ile birebir aynı genişlikte inşaa edilmiş olması. Bir karış bile boşluk bırakmamışlar. Nasıl olmuşta bu manastırları bu kadar yükseğe yapabilmişler, bu bir muamma. Rahipler manastırlara birbirlerini ipten yapılmış file asansörlerle çekmek suretiyle ulaşıyorlar. Şimdi merdivenlerle de ulaşım sağlanabiliyor. Ama halen turistlere gösteri olarak da yapsalar, file ile ulaşım da devam ediyor. Biz bizzat şahit olduk.

Şimdiki koşullarda yollar yapıp, manastırlara ulaşımı kolaylaştırmışlar ama yine de bir noktada yol bittiğinden ve devamını patika yollardan yürüyüp, yüzlerce basamak çıkıp, yolu tamamlamak zorunda kaldığınızdan şimdi bile ulaşım çok kolay değil. Bu şartlarda biz zorlanırken, o devirlerde sadece insan gücüyle bu manastırların nasıl bu kayaların en tepesine oturtulduğuna bir kez daha şaşıyorsunuz…

800 yıl öncelerde bu malzemeler buralara nasıl taşınmış, bu inşaatlar nasıl yapılmış, yemek ihtiyaçlarını nasıl sağlamışlar ? İnanılır gibi değil. 24 adet manastırın bulunduğu Meteora’da bugün içinde hala keşişlerin olduğu ve birkaçı ziyarete açık olan 6 manastır var. Bazılarında rahipler, bazılarında ise rahibeler yaşıyor. Manastırların isimleri Agia Triada or Holy Trinity, Varlaam Monastery, Monastery of Agios Nikolaos Anapafsas, Roussanou Monastery, Megalo Meteoro or Metamorphisis ( manastırların en büyüğü ve müze olarak kullanılıyor ), Agios Stefanos ( müze olarak kullanılıyor)

Meteora’ yı ilk kez siyah beyaz seyrettiğim James Bond filminde görmüş, o zaman bilmediğimden burası dekordur herhalde demiştim. Meteora turizm potansiyeline Roger Moore ‘ un ünlü filmi ‘For Your Eyes Only’ ile kavuşmuştur sanırım. Filimde James Bond halat merdivenden manastıra tırmanıyordu. Bu sebeple James Bond filminin çekildiği Agia Triada manastırı ‘‘James Bond’un manastırı’’ diye de anılıyor.

Meteora’nın en büyük manastırlarından biri olan Varlaam şu anda dış dünyaya açılmış ve çağa en ayak uydurmuş manastır. Varlaam Manastırın’da turistlerin talep edebileceği, gelir getirecek her şey düşülmüş. Manastırda tüm hediyelik eşya satışı mevcut. Kilise müzik kasetleri, ikonlar, tahtadan eşyalar vs. vs.

Meteora’ da rahibelerin yaşadığı tek manastır ise Agios Stefanos. Rahibeler de turizm gönüllüsü birer iş kadını olmuş. Çeşitli hediyelik eşyalar, özellikle de rahibelerin yaptığı dantel işlerini satıyorlar.

Manastırları ziyaret edecek kadınların etek giymeleri gerekiyor. Biz iki bayan pantolonluyduk ve oraya kadar gitmişken ( ayrıca tatilde yanıma hiçbir zaman zaten etek almam) eteksizlik yüzünden girememek beni yıktı. Tam o sırada 2 yaşlı İngiliz turist bayan bize iç eteklerini ( jüpon ) vermeyi teklif ettiler. Aşağıdaki resmimi görünce siz de bu kuralın ne kadar saçma olduğunu anlayacaksınız. Çok komik olmuştuk, ama yapacak başka bir şey yoktu. İngiliz bayanlara minnettar kaldık

Manastırların olduğu bölgenin oluşturduğu kayalıkların eteklerindeki Kastraki kasabası var, bu kasaba artık turizmin tüm nimetlerinden faydalanıyor. 11. yüzyılda keşişler bilebilirlermiydi ki, yıllar yıllar sonra inzivaya çekildikleri yer turizm cenneti olacak. Meteora’dan Kastraki’ ye inince her tarafı saran kuzu çevirme ve kekikli kokoreç kokusunu takibe başlıyorsunuz. Burası kuzu çevirme ve kokoreç yapılan tavernalarla dolu. Yukarıda inziva, aşağıda dünya nimetlerinin yoğun hissedildiği koku bulutu. Kuzu çevirme, yanında sızma zeytinyağlı, kekikli, beyaz peynirli Yunan salatası ve yöresel köy şarabı.. Hımmm nefis. İşte yaşamak, işte dünyanın tadı…

Sabah Kastraki’ de uyandığımda şöyle bir yukarıya Meteora manastırlarına son kez baktım, muhteşem, büyülenmemek elde değil.

NETİCE ;

-Meteora Dünya üzerinde görülmesi gereken yerlerden,
-İstanbul’ dan Meteora (Kalambaka’ ya) 890 km ,
-Maalesef Yunanistan’ ın bir çok yerinde olduğu gibi Meteora’ da da Osmanlı’ ya ve Türklere karşı düşmanlık izleri var,
-1991 yılında gittiğimizden size kaldığımız otel ve yemek yediğimiz yerler hakkında isim vermek istemiyorum, çünkü zaman içerisinde değişikliğe uğramış olabilirler.

PORTOFINO – CINQUE TERRE / İTALYA

PORTOFINO

PORTOFINO

Eveetttt, benim için İtalya gezimizin amacı olan Portofino ve Cinque Terre kısmına geçmek üzere nihayet İtalya’nın kuzeybatı sahillerine doğru yola çıkıyoruz. İşte İtalyan Rivierası ve ilk durağımız Portofino. Portofino’ ya akşam saatlerinde ulaştık. Arabamızı girişte meydana park ediyoruz, sahile araba inişi yasak. Otele yerleşmeden önce sahile doğru yürüdük, sahile inen dar ara sokak bomboş, sahilde süper tekneler, bir kaç cafe ve restorant var, Portofino’ya sessizlik hakim. Portofino detay maceralar için tıklayınız…

PORTOFINO

Şaşırıyoruz, sanıyorsunuz ki jet set o sırada gece eğlencesinde Portofino sokaklarındadır. Tam tersi, çıt yok. Sabah daha net keşfetmek üzere otelimize dönüyoruz. Sabah erkenden uyandık, kahvaltı öncesi Togay ailesi olarak yürüyerek (başka şekil zaten mümkün değil ) kısa bir Portofino keşfi yapalım dedik, Portofino dediğimiz yer zaten küçücük bir koy, 50 adım sağa 50 adım sola olmak üzere U şeklinde yaklaşık 150 adımlık bir koy.

PORTOFINO

Ama büyüleyici güzellikte, yine bir İtalyan film seti içindeyiz, bu seferki sahil kasabası dekoru. Koy gerçekten o kadar küçük ki, koyun karşı tarafındaki oğlum Batur’ a seslendiğimde duyup cevap verebiliyor. Ayağımda parmak arası terliklerim, üzerimde şortum, çıt çıkmayan koyda uzatmışım ayaklarımı Portofino sularına, sahilde oturuyorum. Ahmet koyun karşı tarafında sabah güneşinin vurduğu Portofino kasabası tarafının fotograflarını çekiyor, Batur’ da babasının çevresinde kendi makinası ile fotograf çekiyor.” I found my love in Portofino” şarkısını mırıldanarak koyda deniz kenarında oturuyorum, şarkı şimdi anlamını buldu.

PORTOFINO

PORTOFINO

Koyda süper şık ve astronomik fiyatlı butikler, şarap, zeytinyağı, sabun dükkanları, küçük bir kaç şık cafe ve restorant var. Ama bu saydıklarımın sayısı toplamda 15-20 dükkanı geçmez. Zaten Portofinodaki bina sayısı da sanırım 100′ ü geçmez. Merkezinde sadece 3 otel açık.

PORTOFINO

Portofino limanında keşfi tamamladıktan sonra, kahvaltı için otelimize geri döndük. Kahvaltımızı otelimizin bakımlı bahçesinde, muhteşem çeşit çeşit çiçekler, ağaçlar, özellikle çiçek açmış mis gibi kokan limon ve dev manolya ağacı altında yapıyoruz.Herşey mükemmel, insanın Portofino’dan ayrılası gelmiyor. Resimler yine herşeyi anlatıyor, çok söze gerek bırakmıyorlar.

PORTOFINO

CINQUE TERRE

Yavaş yavaş Portofino’dan Cinque Terre bölgesine doğru yola çıkıyoruz. İtalya’nın Liguria bölgesinde yer alan Cinque Terre bugüne kadar gördüğüm en güzel, en muhteşem yerlerden. Cinque Terre’den etkilenmemek mümkün değil, 5 küçük köyden oluşan “Cinque Terre” 5 toprak parçası anlamına geliyor (tarihte 5 ayrı beylik olarak yönetilmiş). Monterosso, Vernazza, Corniglia, Manarola, Riomaggiore isimli bu 5 köyün tamamına Cinque Terre deniyor.

Haritalara baktığınızda (özellikle Cinque Terre’ yi tanıtmak için hazırlananlar hariç) Cinque Terre diye bir yer / isim göremezsiniz. Cinque Terre tam olarak İtalya’ nın kuzeybatı sahillerinde olup, Genova’nın güneyinde Portofino’nun alt kısımlarında. Haritalarda yukarıda isimlerini yazdığım 5 köyü bularak tesbit edebilirsiniz.

RIOMAGGIORE

Monterosso, Vernazza, Corniglia, Manarola, Riomaggiore her köy birbirinden güzel. Köyler arasında ulaşım için özel bir patika yol kullanılıyor. Ayrıca tren bağlantısı ve bol virajlı, tek araba geçebilecek bir karayolu da var. Cinque Terre köyleri birbirine hem yakın hem de uzak. Köyler arasındaki patika yürüyüş yolu 2′ şer saatlik mesafelerde.

PATİKAYOLLAR

Cinque Terre köyleri kültürel ve tarihi özellikleri sayesinde Unesco’nun dünya mirası listesinde yer alıyor ve bölge milli park olarak korumaya alınmış. Burada doğa inanılmaz güzellikler, bir o kadar da zorluklarla dolu. Doğa’nın tüm güçlüklerine karşı Cinque Terre köyleri halkı deniz kenarındaki kayalıkların üzerine inanılmaz güzellikte evlerini kondurmuş ve toprak kalan yine denize dik dağ kısımlarına da taraçalar yaparak her metrekaresini üzüm bağları, zeytinlikler, sebze meyve bahçeleri ekerek değerlendirmişler.

Bu insanlar nasıl becermişler, nasıl yapmışlar da bu kadar yüksek ve dik yarlara basamak basamak üzüm bağı ekmeyi başarmışlar.Asmalar neredeyse denizin dalgalarına değecek gibi, sanırım bu sebeple bölgenin şarapları dünyaca ünlü.

Denize paralel dik yarlardan yürüyüş yapıyorsunuz. Tüm Avrupa ve diğer dünya ülkelerinden insanlar sırf trekking yapmaya, bu patikaları kullanarak 5 köy arasında parkur tamamlamaya geliyorlar. Biz öğleden sonra hem geç saate kaldığımız, hem de yanımızda 2 çocuk ile bu yürüyüşü yapamayacağımızı düşündüğümüzden tren kullanmaya karar verdik, ama tren saatlerinde de dönüşte problem yaşayacağımızı anlayınca yine minübüsümüze atlayıp köyler arasında arabayla gezmeye karar verdik. Aslında tren istasyonundaki gişe görevlisine sorduğumuzda en zoru arabayla gitmektir, kilometre çok fazla değil,toplamda 30-35 km.lik bir yol, ama yol zordur, viraj ve dağ yolu dedi. Biz de hiç mi dağ yolundan, virajlı yollardan geçmedik deyip “yine düştük yollara”. Düştük düşmesine ama yol yol değil, uçurum kenarı araba patikası, ama dünyada az yerde görebileceğiniz manzaralar, her km de durup seyretmek gerekiyor, başka türlü tadına varamıyor insan.

VERNEZZA

Kendini o rakımda bu dünyadan uzaklaşmış, yukarıya fazlaca yaklaşmış hissediyor insan, içim ürpermedi desem yalan olur. Hatta hatta bayağı bir tırstım, hele son köye girdiğimizde havada kararmaya başlamıştı, o yükseklikteki tek şeritlik, virajlı, korkuluksuz bir yoldan o saatte geçerken ürpermemek elde değildi. Yol boyunca dağlardan geçişi sağlamak amacıyla açılmış tünel girişlerinde kırmızı ışığa denk geldiğinizde 10-15 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz, çünkü karşıdan gelene yol vermek gerekiyor, yol tek arabanın geçebileceği genişlikte demiştim. Sırayla bir gidiş bir geliş bu hakkı kullanabiliyor.

MANAROLA

Ayrıca yol boyunca hiç tren ve tren yolu da görmüyorsunuz çünkü tren yolu dağların içinden geçiyor,sadece istasyon kısımlarında gün yüzüne çıkıyor gibi. Her yolun sonundaki ulaştığınız köy muhteşem. Köylerde balık lokantaları, küçük şarap ve zeytinyağı dükkanları süper. Yine genellikle Akdeniz tarzı yemekler ama en çok da balık çeşitleri ana yemek olarak yer alıyor. Bir de buranın foccacia ve farinatası meşhur. Foccacia üstü kabak, zeytin, domates, sardalya ve pesto ile süslenmiş yassı ekmek türü (bir çeşit pizza), farinata ise nohut unundan yapılmış bir hamur işi. Köyler arasında konaklamak için en fazla seçenek Monterosso’ da.

Tüm İtalyan insanı karakter özelliklerini taşıyan Cinque Terre köyleri halkı neşeli, sürekli birbirleriyle sohbet halindeler, kapı önlerinden, pencerelerden birbirlerine seslenip sohbet ediyorlar. Turistlerle fazla ilgili değilmiş gibiler, sanırım köylerini ziyaret eden turistleri sıkmamak anlamında böyle davranıyorlar. Deniz tüm bölgede süper, Nisan olmasına ragmen iki köyde kaşla göz arasında soğuğa rağmen dayanamayıp Batur ve ben denize de giriyoruz.

Cinque Terre için söyleyecek çok fazla bir şey bulamıyorum, tek kelime ile muhteşem, ayrıca gizemli. Her köy birbirinden güzel, resimlerini gördüğünüzde bana hak vereceğinizi düşünüyorum. Bir başka tatilimizde sadece Cinque Terre’ ye gidip, bir kez tren yolundan, bir kez araba ile, bir kez de patikadan yürümek suretiyle bu muhteşem 5 köy arasında her yolu deneyerek, yaşayarak, sindirerek tekrar tekrar gezmek düşüncesindeyiz.

Değişik, ilginç ve etkileyici bir yer görmek isteyenlere CINQUE TERRE’ye, romantik bir yer için ise PORTOFİNO’ya gitmenizi tavsiye ederim.

NETİCE ;

-İtalya’ nın Portofino’ dan başlayarak Portovenere’ye kadar olan kısmı ayrıca görülmeye değer,

-İtalya tatilinizin 4-5 gününü sadece bu bölgeye ayırın, hatta mümkünse 1 hafta sadece bu bölgede geçirin derim,

-Genova / Portofino arası 38 km , Milano / Portofino arası ise 171 km mesafe,

-Uçakla Milano’ ya gidip, tren ile ya da araba kiralamak suretiyle kolayca ulaşabilirsiniz,

-Portofino’ dan Cinque Terre’nin ilk köyü olan Monterosso 52 km,

-Cinque Terre’nin 5 köyünün birbirine uzaklıkları karadan 10-30 km mesafede, trenle ise her köy arası 10-15 dakika sürüyor,

-Her iki tarafta da balık en güzel yemek çeşidi, salaş ağırlıklı sevimli balık restoranları mevcut.Tabiiki yanısıra bol pizzacı.

-Portofino’ da romantik geçecek bahar tatili yapabilirsiniz,

-Cinque Terre’ da ise güzel bir deniz tatili ile keşif tatilini harmanlayabilirsiniz.