PORTOFİNO’DA OTEL BULMA MACERAMIZ
Nisan 2007 tarihindeki İtalya gezimiz içinde Portofino’ya ulaştığımızda saat 21:30 civarıydı. Önce akşam saati olduğundan otel arayışına giriştik. İtalya seyahatinin başından beri ilk defa İstanbul’ dan otel rezervasyonu yapmadığımız bir yerdeyiz. Portofino içinde o tarihte açık olan sadece 2 küçük otel var, birinde yer yok, yer olanın otel sahibi ise bizi askılı fanilası ve eşofmanı ile karşılayan pos bıyıklı, Fellini filmlerindekilere benzeyen tipik bir İtalyan. Adam ecco ecco (işte işte) diye diye eliyle göstere göstere bize odaları dolaştırıyor. Odalar temiz, güzel ama adamı pek sevemedik. (Esas sevmeme sebebimiz söylemesi ayıptır biraz fazla kaşınıyordu) Amaannn burası Portofino, nasılsa bu kadar turistik yerde otelmi bulamayacağız diye vazgeçip, önce bir akşam yemeği yiyelim diyerekten adama ciao diye el sallayıp ayrıldık otelden. Gelirken gördüğümüz, birçok lokantası olan ve Portofino’ dan daha canlı olan Portofino’ dan 20 km gerideki Santa Margarita şehrine sahil restoranında yemek yemeğe gittik. Risotto’ lu, Pizza’lı, süper tadı olan zeytinyağ ve müthiş sebze çorbası ile güzelce karnımızı doyurduk. Yemekler süperdi.

Yemek sonrası başladık otel arayışına, bu arada saat oldu 22:00. Dışardan süper görüntülü, butik bir otel bulduk, önce Ahmet inip baktı, giriş çok güzel ama resepsiyondaki kadın odaya çıkıp bakmama izin vermiyor, benden işkillendi, belki size izin verir kızlar, isterseniz gidin bakın odalara dedi. Biz odaları gezmek için 2 bayan otele girdik, ama resepsiyondaki minnacık uzakdoğulu resepsiyon görevlisi yaşlı teyze nuh diyor, peygamber demiyor, ısrarla odalar güzel, problem yok, ne yapacaksınız ki odaları görüp deyip duruyor. Aslında olaylı denebilecek ama bizim için çok komik bir anı olarak kalacak bu uzakdoğulu resepsiyon görevlisi teyze ile süper dialoglar yaşıyoruz. Kadıncağız Nisan ayında gecenin saat 22:00′ sinde Türk pasaportları ile otel kapısına dayanıp oda arayan bizim grubu bir türlü çözemedi. Önce kadının korktuğunu anlamadık ve tuhaf davranışlarına anlam veremediğimiz için aramızda türkçe konuşup gülüştükçe kadıncağız iyice işkillendiğini sonradan anlayabildik.

Ama bizim bunu anlamamız geç oldu, biz gülüşürken çin çong teyze masanın üzerinde duran pasaportlarımızı kapmaya çalışıp, sizi polise vericem dedi, ama Nilgün arkadaşım eli çabukluk yapıp ondan önce pasaportlarımızı kaptı. Teyzecik de o sırada resepsiyon masasının üzerinde duran, bizim doldurduğumuz ve imzaladığımız otel giriş formunu kapmaya çalıştı, ama aynı anda silah çeken kovboylar gibi bu sefer de ben formlara atladım, form çekişmemiz sonucu ortadan ikiye ayrıldı, formların yarısı bende yarısı çin çong teyzenin elinde kaldı. Neden çekiştiğimizi, buralara kadar olayın neden geldiğini hiç anlayamamıştık, halen de anlamış değiliz. Bu çekişme sonucu benim tarafımda isim bilgileri,çin çong teyzede ise imza kısmı kaldı, bu arada ne olduğumuzu anlayamadan kısa bir arbade ile o minnacık çin çong 4 büyük 2 çocuk 6 kişiyi kapı önüne koydu, panikle kapıyı kilitledi ve içeriye kaçtı. Biz hala otel kapısının önünde gülme krizindeyiz, bu arada saat 23:30 da oldu. Evettt kaldık açıkta, ne yapalım ne edelim derken, ayrıca da gülme krizimiz devam ederken, bizim atletli Fellini efendinin Portofino’ nun içindeki oteline mi gitsek demeye başladık. Sonra da amann hadi boşverin gidelim oraya dedik, kalktık gittik. Saat olmuş 24:00 geceyarısı, adam otelin kapısını kilitlemiş, ışıkları da söndürmüş, yatmış uyumuş. Çekine çekine çaldık kapıyı, bir süre sonra ışıklar yandı, kapı açıldı, al sana. Biraz önce fanila/eşofman ikilisi ile beğenmediğimiz Fellini efendi bu defa uzun don (boxer felan değil ama bildiğimiz tarihi uzun don) fanila olarak karşımıza çıktı. Ama çare yok, yapacak birşey de yok, biz odaları rica edecektik diye girdik içeriye, oh neyse, nihayet başımızı sokacağımız bir otelimiz var, sonunda saat 00:30 itibariyle, sahibi ”don paça Fellini efendi” ama ne olursa olsun yorgunluktan bitkin, ama çok eğlenmiş olarak vurduk kafayı uyuduk.

PORTOFİNO ‘ DA DİREKT POLİS MERKEZİ ÖNÜNE PARK ;
Bu arada ”don paça Fellini efendi” arabanızı güzel bir yere dikkatli parkedin, sabah kalktığınıda ceza yemiş olabilirsiniz dedi, akşam saat olmuş 00:30, Ahmet ve Zafer birlikte gittiler arabayı park etmeye. Döndüklerinde çok mutlulardı, süper bir yer bulduk, boş kalmış tek arabalık bir yer vardı, oraya park ettik dediler. Karanlıkta ne yaptıklarını, ancak sabah erken gidip baktıklarında anladılar ki, polis merkezinin önündeki tek arabalık boşluğa parketmişler arabamızı, o kadar ki neredeyse polislere içeriye girebilmek için yol kalmamış, bu durumda direkt 35 euro cezayı güzelce ödedik tabii. Tek arabalık boşluk sebebi de böylece anlaşılmış oldu.

PORTOFİNO SAHİLİNDEYKEN GELEN TELEFON ;

Şimdi de sabah erkenden uyanıp da Portofino sahilinde yürüyüşe çıktığımızda yaptığım son derece eğlenceli cep telefonu görüşmesini size anlatmak istiyorum. Portofino’ da deniz kenarında oturuyorum, ayağımda parmak arası terliklerim, üzerimde şortum, hatta dayanamayıp ayaklarımı sokmuşum denize. Birden sessizliği bozan bir cep telefonu sesi, açıyorum. İşyerimden insan kaynakları müdürümüz Yalçın bey arıyor, benim tatilde olduğumu unutmuş, personel alımı ile ilgili Bodrum’ daymış, Bodrum şube müdürümüz Ahmet bey ile Bodrum sahilinde yat limanında kahvaltı yapıyorlarmış. Beni iyi tanıdıklarından, böyle bir manzara karşısında kahvaltı yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatalım da çatlatalım şu Selda’ yı diye aramışlar.

Çok güldüm, Yalçın bey, yanlış zaman, yanlış insan, ben şu anda Portofinodayım, uzanmışım kumsala, ayaklarım denizin içinde, yavaaaşşş yavaş sularla oynuyorum, sizin için üzgünüm dedim. İnanamadı, yahu sana da hava atmaya gelmiyor kardeşim, insana bir ağız tadıyla hava attırmıyorsun, bu nasıl bir kontur diye söylene söylene kapattı telefonu. Sonraki hafta işime döndüğümde işyerinde bu hikayeyi Yalçın bey’ den dinleyen herkes soruyordu, yahu hakikaten Portofinodamıydın sen, Yalçın bey aradığında diye? Bodrum müdürümüz Ahmet bey ile Yalçın bey’ de yaptığımız görüşmenin üstüne çok gülmüşler o sabah…Ben de Portofino’ da çok güldüm. Her ikisini de gerçekten çok sever sayarım, buradan kendilerine tekrar sevgi ve saygılarımla…