ROMANTİK YOL – ALMANYA

ALMANYA

Yıllar boyu gezi programları yaparken Almanya ilk aklıma gelen ülkeler arasında olmadı hiç. Kafamdaki Almanya imajı, sanayî şehirleri, fabrikalar, asık yüzler, duvar, Hitler, Nazi askerleri ve filmleri şeklindeydi.

Diğer taraftan Almanya’nın Berlin şehri (özellikle Bergama sunağımız orada olduğundan) ve Bavyera bölgesi hep aklımın bir köşesindeydi. Buralar ilgimi çekiyor, çok görmek istiyordum ama yine de gezip görmek için Almanya’ya öncelik vermedim.

Bu genel görüşlerim iş seyahati amaciyla (ITB turizm fuari) Berlin’e gitmemle bir parça değişti. Berlin’in bende bıraktığı etki Almanya’nın diğer bölümlerini de görme isteğimi, merakımı arttırdı. Berlin’i beğendim, beni beklediğimden de fazla etkiledi, şimdi en beğendiğin şehirler diye bir soru geldiğinde, Berlin’i de beğendiğim yerlerin arasında sayıyorum. Neden derseniz, özel bir şehir, yaşanmışlıkları öyle güzel hissettiriyor ki hüzünleniyorsunuz, nefret ediyorsunuz, üzülüyorsunuz, düşündürüyor, bir toplum bunları nasıl yaşamış, nasıl bir psikolojiyle bu yaşananlara alet olmuş, nasıl dur diyememişler.

İlk defasında Berlin’e iş seyahati sebebiyle gittiğimden, yeterince ve gerektiği gibi gezememiştim, ayrıca Bergama müzesi ben gittiğimde tadilat dolayısıyla kapalı olduğundan, Bergama müzesini de göremedim.
Hem Bergama müzesini çok görmek istediğimden, hem bir ülkede sadece tek şehre git-dön şekli hiç benim gezi tarzım olmadığından, hem de Ahmet ve Batur’un yanımda olmaması tekrar gitmek için bir dizi sebepti. Eh bu durumda Berlin’e mecburen tekrar gidilecekti…

Bu defa Ahmet ve Batur ile birlikte gidiyoruz, onlara o kadar çok Berlin’i anlattım ki, sonunda bari biz de görelim artık Berlin’i dediler. Böylece Almanya’ya 2., hatta daha sonra hızımızı alamayıp 3.turu da yaptık.

Berlin’i görme fikri ile başlayan gezi planımız doğal olarak gelişti (tüm gezi planlarımızda olduğu gibi), madem Almanya sınırlarına gireceğiz bari Almanya’nın başka bölgelerini de görelim şekline döndü. Berlin’le başlayıp yanı sıra Almanya’nın nerelerini görsek diye yaptığım araştırmalardan çıkan rota ; Berlin + Romantik Yol oldu.

Ayrıca yıllar önce yaptığımız orta Avrupa turumuzda, sadece şehirlerarası geçiş yaparken içinden geçtiğimiz Münih’te de bu sefer daha uzun kalıp, gezmeye fırsat bulabildik.

Berlin ve Romantik Yol gezisi güzel geçince üçüncü kez tekrar Almanya gezisi yaptık, bu defa Romantik Yol bölgesinin göremediğimiz güney tarafı ve Bavyera bölgesiyle, Almanya Alpleri’nde gezdik oradan Avusturya’ya geçip Viyana’ya kadar gittik.

Bundan sonra bir de Almanya’nın batı tarafında yer alan meşhur “kara orman” bölgesini, kaplıcaları ile ünlü Baden Baden’i, Mosel Vadisi ve Ren nehri kenarındaki üzüm bağları ve şarap üretiminin yoğun olduğu kasabaları kapsayan bölgeyi ve çocukluğumuzun meşhur masallarına konu olmuş Bremen’den başlayıp güneye doğru inen “masal diyarı” denen kasabaların yer aldığı bölgeyi gezmek istiyorum….

Bizim yaptığımız Almanya gezi tecrübelerinden yola çıkarsak;

– Sadece Berlin’i görmek için 3-4 günlük ayrı bir program yapılabilir, Berlin için 3-4 gün yeterli olacaktır.

– Sadece Almanya’nın güney kısmındaki Bavyera Bölgesi ve “Romantik Yol” kasabaları gezisi yapılacaksa Frankfurt ve Münih’i de bu programa katarak (ki doğrusu o olur), minimum 4-5 günlük bir sürede Frankfurt + Romantik Yol + Münih gezisi rahatlıkla yapılabilir. (1 gece Frankfurt/1gece Münih’de, diğer günler Romantik Yol kasabalarında konaklayarak)
Ama bu programı yaparken Bavyera kırlarında, dağlarında, köylerinde rahat rahat gezip, yürüyüş de yapalım derseniz 6-7 gün daha uygun olur.

Frankfurt-Münih arası 392 km
Frankfurt – Würzburg arası 121 km
Würzburg – Füssen arası 311 km ( sadece Romantik Yol km tamamı )
Füssen- Münih arası 134 km

– Ama bir kere gideyim, hepsini birlikte göreyim derseniz de direkt Berlin’e gidip, oradan güneye doğru inip, Münih’de ya da Frankfurt’da gezinizi bitirebilirsiniz. Ya da Münih den başlayıp Berlin’e kadar çıkabilirsiniz. Arada çok güzel bir kasaba olan Bamberg’de kalıp, dinlenerek gezinin diğer bölümüne devam edebilirsiniz. Bu tur için yine minumum 1 haftalık ( cumartesi pazarları tatilin başına ve sonuna ekleyerek 9-10 günlük) bir program yapabilirsiniz. Ancak yeterli olacaktır.

Rota; Direkt Berlin’e uçup, sonra Münih’e inip, Füssen’den başlayarak Romantik Yolu gezip, Frankfurt’dan geri dönüş….

Berlin ile Münih arası ise yaklaşık 600 km ( direkt gidecekler için)
Berlin – Bamberg arası 339 km
Bamberg – Münih arası 229 km

Berlin – Bamberg – Münih – Füssen – Würzburg (Romantik Yol) – Frankfurt
rotası toplam 1140 km
10 günlük bir tatilde rahatlıkla yapılabilecek bir mesafe :)

Biz ilk gezimizi Frankfurt başlangıçlı planladık ve Kasım’2009’da direkt Frankfurt’a gittik. Frankfurt sonrası Romantik Yol kasabaları olan Würzburg, Röttingen, Rothenburg, Dinkelsbühl, Nordlingen kasabalarını gezip, sonra oradan kuzeye doğru geri döndük ve Unesco Dünya Mirası şehri olan Bamberg’i görüp daha sonra da Berlin’e çıktık.

İkinci gidişimizde ise direkt Münih’e inip, oradan Romantik yolun görmediğimiz daha güneydeki bölümü olan Füssen kasabasıyla Almanya Alpleri, Avusturya-Almanya sınır bölgesini ve Bavyera eyaletini gezdik.

Şimdi size iki seyahati birleştirerek gezdiğimiz kasabaları Almanya başlığı altında tek tek tanıtmaya çalışacağım.

BAVYERA BÖLGESİ / ROMANTİK YOL – FRANKFURT – MÜNİH 

FRANKFURT
Almanya gezisi için 2009 yılı Kasım ayında yine düştük yollara…

İlk gideceğimiz şehir Frankfurt. Frankfurt’a inişte ne kadar yeşil bir şehre indiğimizi gözlerime inanamayarak izledim. Uçak adeta bir ormanın içine indi. Uçak yanlış yere iniyor galiba, Almanya “kara orman” bölgesinin üzerindemiyiz dedirtecek kadar ağaçlıktı aşağıdaki görüntü.

Frankfurt şehri Main nehrinin iki yakasına kurulmuş, derli toplu ve sakin bir şehir, beklediğimden çok küçük, bir sanayi şehri hayal ediyordum ama sanayi hissedilmiyor, inanılmaz ağaçlık, ormanın içine kurulmuş gibi. Şehrin nüfusu 700.000 ‘e yakın. İlaç, kimya, otomotiv ve özellikle bankacılık sektörünün önde gelen firmalarının merkezleri Frankfurt’da, bankacılar şehri de deniyor. Bu büyük ve uluslararasi firmaların ilginç ve değişik mimarileri ile şık, etkileyici gökdelen binalari var, çoğu bankalara ait. Özellikle Commerzbank Tower, Deutchebank binası, Sanofi, Opel binaları dikkat çekici. Avrupa Merkez bankası da Frankfurt’ta (euro kulesi).
Ayrıca eski opera binası da görülmeye değer, “Alte Oper” Avrupa’nın en büyük opera binalarından.

Biz Frankfurt’da 1 gece konakladık, kahvaltımızı yapıp, sabah serinliğinde Main nehri kıyısında yürüyüşlerini yapan, bisikletlerine binen Frankfurtlularla birlikte yürüyüş yaptık.

Şehrin tarihi Römerberg meydanında gezdik, yılbaşı için kurulmuş Weihnachtsmarkt’da ayaküstü yiyeceklerden atıştırıp, gökdelenlerin bulunduğu finans merkezindeki caddede yürüyüş yapıp, öğleden sonra Frankfurt’dan ayrıldık.

Frankfurt’da uzun süreli kalmadık ama şehirde gezdiğimiz sürece gördüğüm kadarıyla ve yaptığım araştırmalarda mutlaka görün diyebileceğim çok özellikli bir yer (tarihi ya da kültürel) tespit edemedim.
Evet, Frankfurt şehrinin sakinliği çok keyif verici, bu huzuru bile yeter, daha uzun süreli kalınsa mutlaka keyif alınacak restorant, müze, etkinlik vs olacaktır.
Çok kısa süren ziyaretimizin sonucunda Frankfurt için şunu söyleyebilirim, Frankfurt’un önemli bir turistik özelliği yok, görselliği çok aman aman değil, ama kesinlikle yaşanabilir küçük bir şehir. Sakin, kendi halinde, bakımlı, temiz ve düzenli….
Zaten yapılan araştırmalar sonucunda dünyanın yaşanabilir 7.şehriymiş Frankfurt.

ROMANTİK YOL – ROMANTISCHE STRASSE

Romantik Yol, Frankfurt’a 119 km uzaklıktaki Würzburg şehrinde başlayıp, güney Almanya’da Münih’e yakın Füssen kasabasında son buluyor. Würzburg ve Füssen dahil toplam 26 ortaçağ kasabasını kapsayan yaklaşık 315 km lik mesafedeki bu masalsı bölgeye Romantik Yol adı verilmiş.
Bu 26 kasabanın yeraldığı güzergahta yol boyunca yolun adını gösteren “Romantısche Strasse” tabelaları var….

“Romantik Yolu” gezmeye Münih’den başlayıp Frankfurt’ da sonlandırabilir ya da Frankfurt’ dan başlayıp Münih tarafında bitirebilirsiniz. Frankfurt’dan yola çıkıp Würzburg’dan güneye doğru gitmenin en güzel yanı, son kasaba olan Füssen’deki muhteşem Neuschwanstein ve Hoheswangau gibi iki muhteşem şatonun final gösterisi olarak sona kalması….ve sonrasındaki Alp dağları manzaralı Bavyera kasaba ve köylerinde konaklamak…Oberammergau, Garmisch-Partenkirchen bunlardan bazıları..

Romantik ve Almanya!
Romantik, hiç Almanya ile bağdaşan bir sıfat gibi gelmiyor önce insana. Daha öncede belirttiğim gibi Almanya denince savaş, soykırım, ürkütücü Nazi askerleri ve filmleri, gülmeyen yüzler ve gri sanayi şehirleri, toplu konut blokları ilk akla gelen imaj. Maalesef Almanya denince insanın aklına önce bunlar geliyor genellikle ya da benim aklıma bunlar geliyordu. Ama “Romantik Yol” bölgesinde yaptığımız gezi hafızamdaki bu Almanya görüntüsünü bir parça değiştirdi, artık Almanya denince gözümün önüne daha farklı resimler de gelebiliyor. (Yine de nazi askeri ve nazi kampları görüntüsü pek silinmiş sayılmaz)

Alman hükümetinin de istediği buymuş zaten, Almanya 2. Dünya Savaşından “Hitler Almanyası” şeklinde kötü bir imajla çıkmış ve bu imajla anılmaya devam edince, bunu değiştirmek için epey uğraş vermişler, bu uğraşın bir parçası turizm yönünde yaptıkları çalışmalarla olmuş. Bu amaçla Almanya’nın güneyinde, Bavyera eyaletindeki korunmuş bu 26 ortaçağ kasabasının yer aldığı bölgeyi “Romantische Strasse” olarak ilan edip, turistik bir yer haline getirmişler. Başarılı da olmuşlar.

Ama Berlin için aynı şeyleri söylemek zor, ne kadar kentsel bir değişim yaşatmışlarsa da Berlin’in üstünden Doğu-Batı Almanya imajı ve (her ne kadar şimdi yerinde yeller esse de) Berlin duvarının verdiği ağırlık hissini silememişler, halen çok net hissediliyor…

Biz Almanya ve”Romantik Yol” bölgesi gezimizi her iki seferde de Kasım sonu ile Aralık ayının ilk iki haftası arasındaki dönemde yaptık. Akşamları soğuk oluyordu, ama gündüz hep güneşli ve sıcaktı, sonbaharın güzelliğini yaşadık, ne yağmur ne de soğuk havaya denk geldik, şanslıydık anlayacağınız. Çok güzel yürüyüş rotaları olması sebebiyle mutlaka bahar ya da yaz aylarında da bu bölge gezisi muhteşem olacaktır. Ama bence yine de bu bölgenin en güzel gezilecek zamanı Kasım sonu, Aralık başı..

Neden Kasım sonu, Aralık başı diyorum ( özellikle 24 Kasım-24 Aralık arası ya da yılbaşına kadar) çünkü o tarih aralığında Almanya’nın (birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi) istisnasız tüm kasabalarında meydanlara noel pazarları kuruluyor. Weihnachtsmarkt olarak anılan bu pazarlar, Kasım ayının son haftası kurulmaya başlayıp, Aralık ayı sonuna kadar sürüyor. Weihnachtsmarkt’ lar çok eğlenceli, ışıklı, süslemeli, bol yemeli, içmeli, hareketli ve renkli geçiyor. Kasabanın sakinleri akşam iş çıkışı buralarda buluşup, açıkhavada ayaküstü birer kadeh içki içip ( özellikle sıcak şarap), sosisli sandviç, çikolata, şekerleme yiyip, sohbet edip, yılbaşı alışverişlerini yapıyorlar. Orada yaşayan kasaba halkı ile birlikte akşam açık pazarlarda ayaküstü sohbet şansı yakalayabiliyorsunuz, heryer mis gibi elma şarabı, elma şekeri, sosis ızgara, çikolata, şekerlemeler ve tarçın kokuyor. Hediyelik eşyalar, tahta oyuncaklar, elişleri, çikolatalar, şekerler, herşey çok neşeli, tam bir panayır yeri, renkli, canlı ve mutluluk verici….her kasaba meydanında mutlaka var..

Ve Romantik Yol kasabaları……

WÜRZBURG
Würzburg Bavyera eyaletinde, 1981 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilmiş, Romantik Yolun kuzey tarafındaki ilk kasabası.

Würzburg bir üniversite şehri, öğrencilerle dolu, öğrencilerin verdiği canlılığa rağmen çok sakin. Geçmişte piskoposların zenginlik şehriymiş, bu bölgeyi yöneten rahipler, derebeyleri burada sefahat içinde yaşamışlar. Bu güzel şehir diğer Avrupa şehirleri gibi II.Dünya savaşında bombardımandan nasibini almış, İngilizler tarafından bombalanmış ve şehir yerlebir olmuş, %85 i yıkılmış, 1950 li yıllarda tamamen restore edilmiş.

Würzburg’a girdik, aracımızı park ettik ve nehre doğru yürüyüp köprüye geldiğimizde şehirle ilgili ilk tespitimiz şu oldu; Aaaa burası küçük Prag.
Köprü aynı Prag şehrindeki Charles köprüsünün benzeri, sadece daha küçüğü. Main nehri üzerindeki tarihi taş Old Main Köprüsü (Alte Mainbrücke) üzerindeki heykellerin gerçek bir hikayesi var,16.yy da vergiyi çok bulup piskoposluğa karşı ayaklanan 500 çiftçinin 20’si diğerlerine ibret olsun diye maalesef bu köprüde asılmış, İşte köprüdeki heykeller bunu temsil ediyor.

Biz köprünün üzerindeyken, son zamanların bizde de tur şirketlerince pazarlanmaya başlayan, Almanya nehir turlarından birini yapan turistik bir tekne bizi selamlayarak köprünün altından geçip gidiyor. Bu bölge Almanya nehir turlarının da yapıldığı bir bölge.

Köprü, köprünün sonundaki eski kent meydanı, meydandaki Dom St.Kilian katedrali ve kulesinin Prag ile benzerliği yine bizi şaşırttı.

Sonraki şaşkınlığımız ise kentin en ilginç ve muhteşem yapısı “Residans Würzburg”, 1981 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmış, Dünya’da tavana çizilmiş en büyük fresk bu yapının içinde ve ünlü fresk sanatçısı Giovanni Battista Tiepolo tarafından çizilmiş.

Bu barok saray 18.yy da başpiskopos tarafından mimar Balthazar’a yaptırtılmış ve en önemli özelliği İtalyan ressam Tiepolo’nun resmettiği, devasa giriş merdiven holünün ortasındaki tavanda yer alan 677 m2 büyüklüğündeki, gerçekten muhteşem olan “DÖRT KIT’A” isimli dünyanın en büyük tavan freski.

Şimdi bu muhteşem freski burada ne kadar anlatmaya çalışsam da başarılı olabilirmiyim bilemiyorum. Hayal etmeye çalışın lütfen, bir saraya giriyorsunuz, ilk girişte öyle çok ihtişam yok, sarayın dış cephesi de çok sıradan, burası Unesco Dünya Mirası listesine neden girmiş ki diye söylenecek kadar!
Saraya giriyorsunuz, giriş daha da sıradan, sonra girişte bir salondan geçip çift taraflı, ihtişamlı saray merdivenleriyle üst kata çıkıyorsunuz, işte olay burada, çıkarken başınızı yukarı kaldırdığınızda büyüleyici “4 kıt’a” duvar freskini görünce kalakalıyorsunuz.

Bir tarafta Amerika kıtası kızılderililerle, diğer tarafta Afrika kıtası insan eti yiyen yamyam zencilerle tasvir edilmiş, Asya ise Osmanlı tarzı kıyafetli yeniçeri ve padişahlarla savaş meydanlarında tasvir edilmişken, Avrupalılar ise şık ve zenginlik içindeki sofralarda yemek yiyen asiller şeklinde tasvir edilmiş, son derece ırkçı bir yaklaşım ama etkileyici de…

Bu dört kıt’a arasına tam ortaya ise başpiskoposun kendisini Tanrı havasında resmettirdiği, bulutların arasından insanlara bakışı var ki, inanılmaz, uzun süre o bakışların etkisinde kalıyor insan. Öyle bir resmedilmiş ki o piskopos ve bakışları, merdivenin ne tarafından bakarsanız bakın, her açıdan direkt sizin gözünüzün içine bakıyor gibi.

Sonra tüm rezidansı gezdiğimizde bizi başka sürprizlerde bekliyordu, Sarayın odalarını gezerken, sarayın koleksiyonunda yer alan yağlı boya tablolar arasında Osmanlı padişahlarının portre resimleri olduğunu gördük. Bu da bizi doğal olarak şaşırttı..

Rezidans sıradan, fresk müthiş ama yine de Unesco Dünya Mirası listesine girebilmesi şaşırtıcı, bizde ne yerler var, yine de Dünya mirası listesine alırken bin naz niyaz ediyorlar, anlam verebilmek pek mümkün değil..

Würzburg’un bir de Marienberg Kalesi var, bu kale de Unesco Dünya mirası listesinde ama “4 kıt’a” freskinin yer aldığı Rezidansı gördükten sonra çok sıradan kalıyor.

Tüm günümüzü Würzburg’da geçirdik, öğlen yemeğimizde Würzburg pazar alanında “würst” (beyaz sosis), kesekağıdına konmuş “fish and chips” (balık-patates) ve yine pazar alanında tatlı niyetine “berliner” yedik. Öğleden sonra artık yola çıkma zamanı gelmişti ve aradaki bir diğer kasaba olan Rottingen’e uğrayıp kısa bir tur yapıp akşam saati geceyi geçireceğimiz Rothenburg Ob De Tauber’e doğru yola koyulduk.

ROTHENBURG OB DER TAUBER
Şimdi Romantik yolun en etkileyici, en güzel ve en turistik kasabasındayız, tek kelimeyle muhteşem bir ortaçağ şehri burası. Şehrin tarihi 1100 yıllarına kadar gidiyor. Hava kararmışken kasabaya girdik. Işıl ışıl süslenmiş kasaba büyüleyici, süper güzellikte, sanki bir masal diyarındayız. Pastadan yapılma bir şehir gibi, herşey ama herşey çok güzel, herşey özenli, böylesine güzel korudukları için Almanları kutlamak gerekiyor.

Bu ortaçağ kasabasına büyükçe bir sur kapısından giriyoruz, şehri çevreleyen surlar bile estetik düşünceyle yapılmış, sanki binalar, meydanlar yıllar sonra turistik olsun, gezilsin düşüncesiyle tasarlanmış ve inşa edilmiş gibi.

Her yıl bu şehri 12-15 milyon arası turist geziyormuş, en çok da Japonlar ve Amerikalılar. Zaten Japonlar “Romantische strasse”i o kadar çok seviyorlarmış ki Rothenburg şehrinin benzerini Japonya’ya da kurmuşlar ve kardeş şehir ilan etmişler.

Her Avrupa şehrinde çok fazla sayıda müthiş özenle ve güzellikte yapılmış oyuncak ve biblo dükkanları görürsünüz ama ben Rothenburg kadar fazla sayıda oyuncakçı, biblocu dükkanını birarada görmedim. Minyatür boyutlarda biblolar(porselen,tahta,cam) göz alıyor, her birini tek tek seyretmek, incelemek istiyor insan.

Avrupa’da çok bilinen ünlü Noel mağazası Kathe Wohlfahrt’ın burada büyük bir mağazası var, inanılmaz bir mağaza, hiç bu tarz yerlerde vakit kaybetmeyi sevmeyen ben bile kendimi 1-2 saat buradan kurtaramadım.

Rothenburg’un çok bilinen, buraya özgü bir kurabiyesi var, kocaman yuvarlak toplar, “sneeball”, kartopu anlamına gelen sneeball’un her çeşidi var, uzun ince şerit halindeki hamur parçaları karşılıklı kapanan iki kepçe içine konup kızgın yağa batırılıp çıkarılıyor, top şeklinde kalan bu kızartılan hamurun üzerine pudra şekeri serpiliyor, ayrıca çeşidine göre soslara bulanıyor, tarçınlı, çikolatalı, fıstıklı, renkli şekerli vs vs..herkes bundan yiyiyor, çok şık sneeball pastahaneleri, üretim fırınları var, “sneeball” burada bir sektör olmuş, hediyelik olarak da çok revaçta, ama Türkiye’ye getirmeye kalktığınızda maalesef ilk tazeliğini yitirdiğini gördük, tecrübeyle sabittir…

Kasabaya araba girişi yasak ama ilk girişte otelinizin önüne kadar gidip, bavullarınızı indirmek için izin veriyorlar, sonra hemen eski şehir dışına çıkartıyorlar, ya da yakın bir noktada otopark var, oraya koyduruyorlar.

Kaldığımız otelin binası 800 yıllık, tavanlar çok yüksek. Otele girince bizi bir sürpriz beklediğini anladık, oteli bir Türk aile işletiyor. Biz booking.com ‘dan rezervasyon yaptırdığımız için telefon görüşmesi yapmadan gitmiştik, bu yüzden sürpriz oldu. Kentte çok sayıda Türk yaşıyormuş. Tüm binalar gibi otelimizin olduğu binayı da çok iyi korumuşlar, otel odamızın camı meydana bakıyor. Bu meydan şehrin merkezindeki ana meydan, bu sebeple dışarısı çok canlı. Otelimizin adı Hotel Goldeness Lamm, tüm etkinliklerin yapıldığı ana meydana bakıyor, çok lüks değil ama temiz, biz direkt tarihi şehir meydanında olduğu için tercih ettik.

Akşam yemeğimizi çok şık bir restoranda yedik ama yediklerimizden pek zevk aldığımız söylenemez, zaten Almanya’da genel olarak kendi ülke mutfaklarıyla ilgili zevk alarak pek yemek yiyemedik, sosisli sandviçleri, pastaneleri ve diğer ülke mutfak restorantları dışında…

Rothenburg meydanında 2 etkinlik var, birisi meydandaki kilisenin saat kulesinde saat başı Rothenburg’un tarihinde önemli yeri olan, eski belediye başkanının iddiaya girip, 100 fıçı bira içip şehrini kurtarmasının tasvir edildiği kukla gösterisi.

Diğeri de akşamları otelimizin baktığı meydandan başlayan gece şehir turu. Nightwatchman turu..

Rothenburg’da yapılan bu ilginç turistik bir etkinlik. Nightwatchman yıllardır süren bir gösteri, ortaçağ kıyafeti giymiş bir gece bekçisi, elindeki gaz lambası eşliğinde, şehrin dar sokaklarında o zamanı da yansıtan konuşma ve teatral bir hava ile kasabanın dar sokaklarında gece yürüyüş turu yaptırıyor.

15 yıl önceki “Gezi-Traveller” dergisinde bu turu yaptıran kişinin resmi vardı, yıllar sonra gittiğimizde hala aynı kişi bu geziyi yaptırıyordu, çok şaşırdım, hiç değişmemiş, belki biraz yaşlanmış, adamın işi bu düşünsenize, yıllarca her akşam aynı seramoni.

Şehrin meydanında akşam saat 20.00 gibi kalabalık toplanıyor ve hep birlikte bu ortaçağ şehrinin sokaklarında tam şehir tur yapılıyor. Bir tiyatro gösterisinin içinde gibi..

Nightwatchman eşliğinde gece turunun bir bölümüne katılıp, hem hava çok soğuduğu, hem de tüm günün yorgunluğu üzerimizde olduğu için otelimize döndük.

Ertesi sabah şehri daha iyi görebilmek için surlara çıktık ve şehri çepeçevre tepeden gören surlarda yürüdük.

Rothenburg’u gezerken mutlaka kale surlarına da çıkıp, şehrin çevresinde yürüyüş yapıp, şehrin krokisini, çatılarını, tarihi binalarını, düzeni, ahengi oradan görün, çatılar muhteşem, değişik bir görsel şölen, hangi evin, hangi sokağın, hangi çatının fotoğrafını çeksek diye şaşırıp kalıyor insan. Masal evler, masal gibi oyuncakçılar, masal diyarı Rothenburg….

DİNKELSBÜHL

Romantik yol üzerindeki en sevimli kasabalardan, sokaklarının, evlerinin güzelliğinde, görsellikte Rothenburg’dan aşağı kalır yanı yok, aynı onun gibi çok iyi korunmuş.

Kenti çevreleyen sur duvarları, etrafındaki Wörnitz nehri, nehirde sakin sakin dolaşan kuğular ve ördekler, evlerin çatılarının masalsı görüntüsü birleştiğinde pastoral bir manzara sunuyor.

Biz şehre giremeden bir süre şehrin girişindeki bu güzel görüntünün etkisiyle dışından oturup şehri izledik. Kesinlikle bir masal dünyası..

Sonra şehir duvarlarından şehrin içine girdik, öyle güzel ki, her binaya, her ayrıntıya bakıyor insan, sokak lambalarından, dükkan tabelalarına kadar her ayrıntı özenle seçilmiş gibi.

Romantik yol rotasında burası atlanmaması gereken şirin, etkileyici bir ortaçağ kasabası. Tarihi Weinmarkt pazaryeri, Nodlinger Tor Kapısı’ndaki değirmen ve şehrin ara sokakları, nehrin kıyısında oturmak son derece keyifli.

Bu küçük kasabanın halkına göre, yaşadıkları yer ’’7 dakika uzunluğunda ve 5 dakika genişliğinde”, işte şehirlerinin tarifi…
Bundan keyifli ne olabilir ki…

NÖRDLINGEN

Nördlingen 15 milyon yıl önce bu bölgeye düşen bir meteorun oluşturduğu kraterin içinde kurulmuş. Bu özelliği farklı bir ayrıcalık sağlıyor, Romantik Yol üzerindeki kasabalar arasında tarihsel olarak en özellikli olanı, nede olsa üstüne meteor düşmüş.

Kasabada bir gotik kilise var, St. George kilisesi. Kilisenin Daniel olarak bilinen ve kasabanın sembolü olarak kabul edilen 90 metre yüksekliğindeki ünlü çan kulesine çıkılması tavsiye ediliyor ama biz çıkmadık. Buradan bakıldığında, şehir güzel görünüyormuş.
Kasabanın bir müzesi de var, özellikle meteorla ilgili bilgiler burada anlatılıyor, hatta 1970’de Apollo 14 ve Apollo 17 astronotları Ay’a yolculuğa çıkmadan önce eğitimlerini bu bölgede yapmış oldukları bilgisi de var.
Rothenburg gibi burası da şehrin çevresinde surlara sahip. Nördlingen’i görebilmek için yapılabilecek en güzel aktivite bu surlarda yürümek.

FÜSSEN

Romantik Yol’un son kasabası Füssen, Almanya-Avusturya sınırına yakın, Almanya’nın en güneyindeki küçük bir kasaba. Bu kasabanın iki büyük ve özellikli şatosu var ki gerçekten görülmeye değer. Neuschwanstein ve Hohenswangau şatoları.

IMG_3014

Bu şatolardan dolayı Füssen ve 4 kilometre doğusundaki Schwangau kasabası Almanya’nın en fazla turist çeken yerlerinden.

Neuschwanstein şatosu Disneyland’ın simgesi olan meşhur “uyuyan güzel” şatosuna da ilham kaynağı olmuş..

IMG_3111x

Füssen’e öğleden sonra ulaştık, kısa bir keşif turu yaptıktan sonra otelimize yerleştik, Füssen’de Hotel Hirsch’de kaldık, tavsiye ederim, küçük bir butik otel. Çok merkezi, güzel, odalar şık ve temiz, önünde park yeri de mevcut.

IMG_3031

Gittiğimiz ülkelerde her zaman yerel restorantlarda, yerel yemekler yemeğe çalışırız ama Füssen’de dükkanlar, restoranlar çok erken kapandı (Alman mutfağın da da çok çeşit yok) ve çok seçeneğimiz olmadığından akşam yemeğimizi Füssen’de meydana yakın bir Çin restoranında yedik.

IMG_3019

Küçücük ama çok şirin bir Çin lokantasıydı, sonradan anladık ki kapısında sıra olacak kadar çok rağbet gören bir yermiş, süper zevkli ve güzel bir yemek yedik, yediklerimiz de çok lezzetliydi…

IMG_3004

Ertesi sabah ilk işimiz 8-10 km uzaklıkta Schwangau’daki ünlü şatoları görmeye gitmek oldu, sabah erken saatlerde şato turu yapmak kesinlikle daha mantıklı, çünkü bilet sırası yoğunluğu çok oluyor, sabahtan gidince boşuna sırada vakit kaybetmemiş olunuyor. Şato gezileri için biletler “tek şato veya iki şato” gezebilecek şekilde paket bilet olarak satılıyor, biletler saatli, biletiniz hangi saat aralığındaysa o saatte tur rehberleri eşliğinde gezilebiliyor. Belli sayıdaki (yanlış hatırlamıyorsam 10 kişi) kişiyi grup halinde içeri alıyorlar, bir düzen silsilesinde ingilizce anlatım yapan rehber eşliğinde gezdiriyorlar ve ayarladıkları süre içerisinde tam zamanında şato içini gezme turunu bitiriyorlar, sonra bahçede istediğin kadar gezilebiliyor. Her iki şato biletini de mutlaka almanızı tavsiye ederim, ikisi de farklı özelliklerde, birbirinden ilginç ve güzel. İnternet aracılığıyla da şato turu biletleri alınabiliyor.

SCHWANGAU
Dört gölle çevrili Schwangau kasabası, ’’Kraliyet Şatolarının Kasabası’’ olarak tanınıyor. Dağların eteğindeki, dünyaca ünlü iki kraliyet şatosu Hohenscwangau ve Neuschwanstein şatoları Füssen ve Schwangau kasabalarına yakın, bu etkileyici yapılar tüm dünyadan yoğun ziyaret alıyor. O dönemde şövalyeler de burada konaklamış.

IMG_3132

IMG_3138

II.Ludwig ve kardeşi Otto, Hohenschwangau şatosunda büyümüş, çok düşkün olduğu annesinin ölümü Ludwig’i çok üzmüş ve annesinin anısına, annesinin çok sevdiği Schwansee gölünü direkt gören ihtişamlı Neuschwanstein şatosunu yaptırtmış ama bu ihtişamlı şato onun sonunu hazırlamış ve ölümünün sebebi olmuş.

HOHENSCHWANGAU ŞATOSU

IMG_3051

İlk gezilecek şato Hohenswangau şatosu, II.Ludvig’in babası II Maximilian, Hohenschwangau’u ortaçağ şövalyelerinden ele geçirmiş ve 1832’de gotik stilde restore ettirmiş.

IMG_3064

Şato’nun dekorasyonu, kraliyet yemek odası, yemek takımları, kraliçenin özel odaları, kraliçenin okuma odası, banyo ve tuvaletleri, balo salonu gibi bölümlerin hepsi güzel ve ilginç.

IMG_3068

II. Ludwig’in odası ise prensin ruh durumunu tam olarak yansıtıyor. Odasının bir köşesinde ise Ludwig tarafından yaptırılan Wagner büstü var.

IMG_3059

Ama esas bir oda var ki, büyük bir sürpriz;
Evett, şatoyu gezerken bir odaya geldik, burası “Türk Odası”, aslında II. Maximilian’ın odasıymış. Kral, 1832’de Osmanlı topraklarından geçmiş ve gördüklerinden çok etkilenmiş. Türk odasının kubbe şeklinde tavanını koyu lacivert yapmışlar ve üzerinde sarı altın yaldızdan yıldızlar ve bir hilal ile gökyüzü tasvir edilmiş. Odanın yan duvarlarında ise duvarın üzerine yapılmış yağlıboya resimler var, İstanbul Boğaziçi, Beylerbeyi, birinde genel olarak Konstantinople ve bir diğer duvara da Truva resmedilmiş ve altlarına da isimleri bu şekilde yazılmış. Almanya’nın bir küçük kasabasında, yıllar önce yapılmış bu kraliyet şatosunda, bir odanın tamamına İstanbul ve Boğaziçi’nin güzellikleri resmedilmiş ve “Türk odası” adı verilmiş. Müthiş bir sürpriz oldu bizim için, gezmeden önce bilmiyorduk..

IMG_3058

Bir taraftan Romantik yol kasabalarından Würzburg’un sarayında Osmanlı padişahlarının portre resimleri koleksiyonlar arasında yeralıp saray duvarlarını süslüyor, diğer taraftan Füssen’deki kraliyet şatosunun bir odası ise Boğaziçi, İstanbul ve Truva’ya ayrılmış.
Almanya gezimizde karşılaştığımız bu iki sürpriz bizim için çok etkileyici oldu…

IMG_3046

NEUSCHWANSTEIN ŞATOSU
İki şato arasındaki mesafe çok fazla değil, aslında yürüme mesafesi ama yol yokuş olduğundan zorlanabilirsiniz ve zaman kaybı olabilir, bu sebeple Neuschwanstein şatosuna gitmek için büyük atların çektiği faytonlar ya da otobüslerle belli bir noktaya kadar ulaşım imkanı var. Bu ikisinden birini tercih etmek daha mantıklı.

IMG_3082

IMG_3081

Neuschwanstein şatosunun yolunda otantik ‘Drehleier’ (Bir çeşit laterna) çalan Bavyeralı bir müzisyen.

Şatonun yapımına Bavyera kralı II. Ludwig tarafından 1869’da başlanmış, ancak tam olarak bitirilememiş. Ludwig, bu romantik ortaçağ şatosunu çok sevdiği annesinin adına ve hayranı olduğu, çok sevdiği dostu Wagner’in onuruna yaptırmış. Wagner hayranlığı ve özel yakınlığı sebebiyle şatonun bazı bölüm ve odalarını çok etkilendiği Richard Wagner’in yazdığı operalardan dekorlarla birebir aynı yaptırtmış.

Wagner’in müziği eşliğinde kısa bir şato gezisi…

Ama şato tamamlanmadan Wagner ölmüş. Wagner’in ölümü Ludwig’i çok sarsmış, üzmüş, söylentilerden ve aralarındaki yakınlaşmadan anlaşılan aralarında bir ilişki olduğu ve Ludwig’in Wagner ile aşk yaşadıkları yönünde…bu da işin magazin kısmı :)

IMG_3197

IMG_3177

IMG_3179

Zaten Ludwig’de bu muhteşem şatoda sadece 172 gün geçirebilmiş. Aslında bu kadar isteyerek, özenerek yaptırttığı şato Ludwig’in ölümüne sebep olmuş. II.Ludwig’in ölümü çok acıklı ve muammalarla dolu. Ludwig Neuschwanstein şatosunu yaptırmak için krallığın tüm parasını harcamış, hazineyi sıfırlayıp zora sokmuş, halk çok kızmış ve bu sebeple Ludwig’i gölde boğdurtmuşlar. Ludwig, annesinin anısına yaptırttığı Neuschwanstein şatosundan seyrettiği Swangau gölünde bir sabaha karşı boğulmuş halde bulunmuş. Yaptırttığı şatoda yaşayabilmek de kısmet olmamış.

Ne hazindir ki şu anda o bölgenin en yüksek gelir kaynağı bu şato…
Aynı şatonun yapımında harcadığı paralar sebebiyle bizzat halkının öldürttüğü II.Ludwig’in şatosu, şimdi bölgenin ve halkın en büyük gelir kaynağı..

Neuschwanstein şatosunun yakınında büyük bir şelale akıyor, şelale üstüne tahtadan, ince bir köprü yapmışlar, Marienbrücke köprüsü üzerinden bakıldığında alttan akan su sesi ve görüntüsü ile birlikte hem şelalenin hem de şatonun manzarası çok güzel. Ludwig yaptırdığı şatoyu bu noktadan seyredermiş. Bu kasabaya yolunuz düşer, şatoyu da gezerseniz, mutlaka köprü tarafına da gidin derim..Manzara süper.

IMG_3145

Şelalenin arka bölümünden tepeye doğru yürüyüş rotası var, bizde yürüyüş gruplarına katılıp, patika yoldan ilerledik.

IMG_3125

Tüm ovayı ve Neuswanstein şatosunun heryerden görebileceğiniz “şatonun ünlü  resminin” görüş açısını yakalayabileceğimiz yer olan en tepeye çıktık.

IMG_3129

İyi bir yürüyüş ve hafif meyilli bir tırmanış oluyor ama çok kolay değil, manzara süper, sağlık probleminiz, yükseklik korkunuz ya da çok küçük çocuğunuz varsa zorlanabilirsiniz, şelaleden sonraki tırmanışı bu durumlarda denemeyin.

IMG_3136

Şato turları sonrasında, şato biletlerinin satıldığı bölgenin çevresinde olan restorantlarda açık havada öğlen yemeğinizi yiyebilirsiniz. Biz denedik ve memnun kaldık.

Daha sonra gezmek, görmek, birşeyler içmek, soluklanmak ve keşfetmek için Füssen’i ziyaret edebilir, çevre turu yapabilirsiniz.

Alpler’in ve Forggensee nehrinin manzarası için, 1707 metre yüksekliğindeki Tegelberg dağına teleferik ile de (Tegelbergbahn’la) çıkılabilirsiniz.

IMG_3239

İşte romantik yol kasabalarından bazıları, biz gezerken çok zevk aldık, tüm mevsimler için ideal bir rota..Würzburg’da başladık, Füssen’de sona erdi. Sadece yürüyüş rotası için bile gidilebilir…

IMG_3111y

Romantik Yol rotasında olmayıp da buraya çok yakın olan ve mutlaka görün diyeceğim birkaç güzel, küçük kasaba daha var, biz bu bölgeyi keşfederken bu dikkat çekici kasabaları da gezdik.
Bunlardan biri Bamberg, diğeri Oberammergau, bir diğeri ise Garmich-Paternkirchen ve çevresindeki diğer küçük küçük köyler..

BAMBERG

Romantik yol kasabalarından değil, Frankfurt ile Berlin arasında. Frankfurt’a 213 km, Romantik yolun kuzeydeki ilk kasabası Würzbug’dan ise 94 km uzaklıkta. Bamberg, Romantik yol kasabası değil, ama oraya kadar gitmişken mutlaka görülmeye değer bir kasaba.

Bamberg, Unesco Dünya Mirası listesinde, tepede yeralan ünlü Altenburg Kalesi’nden bakıldığında, Bamberg manzarasına hayran kalmamak mümkün değil, yeşillikler içinde, ortasından akan sakin Regnitz nehri, ağaçların arasından görünen kırmızı kremitli güzel evler, kiliseler, kuleler, meydanlar…
Bamberg böyle güzel bir şehir olduğu ve bu denli özenle korunduğu için Dünya Mirası listesi ünvanını gerçekten hakediyor, kesinlikle görülmeye değer bir kasaba.

Şehir Regnitz nehrinin iki yakasına kurulmuş, Obere (yukarı) ve Untere (aşağı) isimli bu köprülerle iki yaka birbirine bağlanmış.
Bamberg’in şehir olarak en özellikli yeri, şehrin ortasından geçen Regnitz nehrinin üzerine, köprü geçişi ile birlikte 1461 yılında inşa edilmiş olan eski belediye binası(Rathaus)ve ona sırtını dayamış olan Rottmeisterhaus.

Bu bina şehrin diğer köprüsünden de bakınca öyle güzel bir görüntü sunuyor ki, zaten sakin ve sessiz olan kasabada suyun sesi, köprüler, bir yağlıboya manzara tablosu içindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Bütün Bamberg ile ilgili görsellerde Bamber’in öncelikle bu açıdan çekilmiş resmi var. Eski belediye binası ve nehrin üstünde duruyormuş izlenimi veren Rottmeisterhaus. Ortaçağ’dan kalan bu kasaba müthiş…

Dom meydanı ve meydandaki katedral de görülmesi gereken yerlerden.
Biz en çok Martin kilisesi ve Neptün Çeşmesi’nin bulunduğu meydanı sevdik, çünkü tam ortasında Yeşil Pazar olarak bilinen sebze ve çiçek pazarı kuruluyor. Burası en hareketli meydanı, çevresi cafe ve restoranlarla dolu, çok neşeli bir meydan. Bambergliler Neptün heykeline “çatallı adam”adını koymuş. Bamberg’de de yine meydanda yılbaşı pazarı kurulmuş. Akşam yemeğimizi yemiştik ama ortalığa mis gibi kokusu yayılan, fırınlarda pişirilen, orada hamurunu açıp, orada pişirdikleri incecik pizzalardan yiyip, ayaküzeri şaraplarımızı içtik. Saat gecenin 23:00’ü olmuş ama herkes sokaklarda, şehirde bir hareket, neşe..

Ben Bamberg’i çok beğendim, her insanoğlunun aslında böylesine sakin ve güzel bir kasabada yaşamaya, hayatını geçirebilmeye hakkı olmalı, bence o derece güzel…

GARMISCH PARTENKIRCHEN

IMG_2970

IMG_2973

Garmisch-Partenkirchen, yine Almanya’nın Bavyera eyaleti’nde, küçük ama önemli bir kasaba. Çünkü 1936 Kış Olimpiyatları bu kasabada yapılmış ve Almanya’nin en yüksek dagi olan “Zugspitze” (2964m) burada.

IMG_2964

Garmisch-Partenkirchen iki kasabanın birleşimi “Garmisch” ve “Partenkirchen” birleşiminden oluşmuş. Aynı Buda ve Peşte gibi…Garmisch-Partenkirchen Almanya’nın en güneyinde ve Avusturya sınırına çok yakın.

Biz Oberammergau’ya giderken, aynı yol üzerinde olan Garmische-Partenkirchen’e gelmeden önümüze çıkan Zugzpitze’yi gördük ve vaaawv dedik, bir dağ insana bu nasıl bir güzellik dedirtebiliyor. Eeee kolay değil, Alp dağlarından olmak, hem de Almanya Alplerinin en yükseği olmak, işte Alman Alplerinin en yüksek noktası Zugzpitze…

IMG_2999

IMG_3002

FRANZ JOSEPHS HÖHE SEYİR TERASI
Bu tatilimizde yine Alplerin Avusturya tarafındaki en yüksek noktası olan Grossglockner ve Alp’leri seyir terası olan Franz-Josephs-Höhe’e  gitmeyi kafaya koymuştum. Hohe Tauern National park içindeki bu bölgeye doğru çıkan ünlü Grossglockner Road’un bir kısmını büyük bir hevesle gittik ama maalesef buraya çıkış yolu sadece Mayıs ve Kasım arasında açık olduğundan, kontrol noktasındaki görevliler ne kadar dil döksek de yola devam etmemize izin vermediler.
Mayıs-Ekim arası açık olduğunu biliyordum ama nasılsa daha kar yağışı başlamadı belki alırlar diye şansımızı denemeye gittik, ne yazık ki kurallar oralarda kesin, delinmiyor. Biz Kasım başında gittik, Ekim sonu son çıkış tarihiymiş. Çok büyük hayal kırıklığına uğradım, çok heves etmiştim, süper manzaralı bir yol olduğunu, güzel köylerin içinden geçerek 3000 mt’ye çıkıldığını ve birçok buzul göreceğimizi okumuştum.
Zirvede bir teras var ve karşınızda buzullar…oturup buzulları seyretmek..

Ama olmadı, maalesef çıkamadık, şimdi aklımın bir köşesine yazmış durumdayım, bir gün tekrar yolumuz o tarafa düşerse Franz Josephs Höhe terasına gidip, o noktadan Alp’leri seyredeceğim.
Grossglockner’i bu sefer göremedik ama Zugzpitze’yi görmüş olmak da çok etkileyiciydi, mecburen bir daha gidicez ;)

OBERAMMERGAU
Oberammergau da Bavyera da bir küçük kasaba. Ammer nehri kıyısındaki bu kasabayı meşhur eden iki özelliği var.

IMG_2944

IMG_2942

Oberammergau’nun birinci ve çok ilginç özelliği, kasabadaki birçok binanın dış yüzeylerinin bir tablo kadar güzel freskolarla süslü olması. Bu tip cephe süslemeleri bu bölgede yüzyıllardır yapılıyormuş. Ama en güzel örnekleri burada. Bu duvar resimlerine (fresk) “Lüftlmalerei” deniyormuş.

IMG_2928

IMG_2915

IMG_2922

Her evin, her binanın üzerinde ayrı bir hikaye, masal resmedilmiş. Hepsi birbirinden güzel, zaten kasabanın evleri, sokakları, camdan sarkan çiçekler, temizlik herşey müthiş, birde binalarının üzerindeki bu resimler daha da özel bir yer haline getiriyor Oberammergau’yu.

IMG_2932

IMG_2936

Bir evin üzerinde Bremen’in Mızıkacıları, diğer evde Kırmızı Başlıklı Kız,
başka bir evin üzerinde dinsel mesajlar veren resimler.

IMG_2916

IMG_2917

İsa’nın çarmıha gerilişi, arka sokaklardan birinde “Pilatus Haus” da Pilatus’un İsa’nın ölüm emrini verişi canlandırılmış.

IMG_2926

IMG_2945

Birisi “Passion Spiele” denilen ve her 10 yılda bir oynanan tiyatro gösterisi. Sonu sıfırla biten her 10 yılda bir tüm kasaba halkının rol aldığı bir gösteri ile İsa’nın hayatını oynuyorlar. İsa’nın hayatı, mucizeleri, ıstırapları, ölümü, yaklaşık 2000 kişi tarafından canlandırılıyor ve tüm kostümler kasabada hazırlanıyor, kasabanın çoluk-çocuk, yaşlı-genç tüm halkı görev alıyor bu oyunlarda.
1634 den beri oynanıyormuş, rivayete göre çıkış sebebi; o tarihte birçok insanın ölümüne neden olan korkunç bir veba salgını sırasında Oberammergau halkı, adak adamış ve “veba salgını sona ererse 10 yılda bir İsa’nın hayatını oynayacağız ” demişler…işte o tarihten beri sadece 1940 da bir kez savaş dolayısı ile oynanamamış, o kadar.
Kasabada duvarlarında yıllardır oyunda görev alanların fotografları sergileniyor.

IMG_2953

Oberammergau’da kayak pistleri de var, ayrıca kamp yapmaya gelenler, yürüyüş için gelen turistler de yoğunlukta, özellikle yaşlı turistler var, daha ileri yaşlarımızda karavan kiralayıp sadece bu bölgede yürüyüş yapmak için tekrar gelmek üzere karar verdik. Çevre o derece güzel.

IMG_2957
IMG_2968

Buradan Münih’e geçtik ve Münih gezisiyle Bavyera ve Romantik yol gezi programımızı tamamladık.

MÜNİH

IMG_2819

Münih’de daha önce konaklamaksızın 1 gün geçirmiştik ama yeterince gezemediğimiz ve konaklamadığımız için tam anlayamamıştık. Romantik Yol gezimiz sırasında bu defa 1 gece konaklayıp Münih’in meydanlarında, müze ve restoranlarında gezme şansı bulduk.

IMG_2817

Modern binalarını gördük..

IMG_2862
IMG_2859

Münih  şehir merkezine giderken yol üzerindeki ünlü “Alianz Arena” mimarisi ile ilk görüşte insanı etkiliyor. Sonra bir de akşam maç varken gördük, ışıklandırma muhteşem, içeride maç vardı ve stadın dışı maç yapan iki takımın renkleri ile ışıklandırılmıştı. Çok güzel tasarlanmış, mimarisi süper.

IMG_3112x
Bu fotoğraf alıntıdır.

IMG_2805

Münih, Bavyera bölgesinin başkenti. Almanya’nın Berlin ve Hamburg’dan sonraki üçüncü en büyük kenti olmasına rağmen yürüyerek çok rahat gezilebilen, düzenli bir şehir. Her Avrupa kenti gibi Münih’de nehir kenarına kurulmuş. İsar ırmağının kenarına kurulmuş olan Münih’in tarihi 12. yüzyıla dayanıyor, Almanca adı olan München, ‘keşişler yurdu’ anlamına gelirmiş.

IMG_2837

Münih’e öğlen saatlerinde ulaştık ve direkt daha önceden ilk hedef olarak belirlediğimiz merkez ringinin içinde olan, ünlü açık pazar alanı Viktualienmarkt’a uğradık.

IMG_2814

IMG_2816

Yiyecekler süper, sosis, balık çeşitleri, ızgaralarda pişirilen istakozlar, fırınlardan yayılan ekmek kokuları ve pasta çeşitleri süper.

IMG_2823

IMG_2818

Yurdışındaki neredeyse tüm şehirlerin istisnasız bir ortak özelliği var ki o da hepsinin bir eski şehir merkezi, meydanı olması, Münih’in de meydanı Marienplatz.

IMG_2830

Marienplatz’da cafeler, restoranlar var, biz gittiğimizde yine Weihnachtsmarkt “yılbaşı pazar alanı” kurulmuş meydan kalabalık, cıvıl cıvıldı. Meydandaki Meryem Sütunu denen sütun kentin vebadan kurtulması şerefine yaptırılmış. Marienplatz’ın ilerisinde Althus Rathaus yani eski belediye sarayı var.
Münih kentinin simgelerinden biri olan Fraunenkirche yeşil ikiz kuleleriyle Münih’in fotograflarında hep var.

IMG_2842

Marienplatz’ın biraz ilerisinde de yine bir meydan olan ve gençlerin buluşma yeri durumundaki Karlsplatz meydanı var. Bu iki meydan arası ise Münih’in tam olarak merkezi, alışveriş merkezlerinin, mağazaların olduğu, sadece yayalara açık bir bölge.

IMG_2835

Münih’de Marienplatz ile Karlsplatz arasındaki Neuhauser sokağındaki 1829’dan beri varolan ünlü Augustiner birahanesinde akşam yemeğimizi yedik, birası, çalışanları, geleneksel ortamı ile süper zevkli bir mekan..Damak zevkimize pek uyduramasak da gulaş çorbası ve sosis ızgara çeşitleri gibi bişeyler yiyebildik.

IMG_2846

IMG_2845

IMG_2852

Münih’de ünlü birahanelerinin olduğu pasaja da uğramak lazım.  Hofbrauhaus bizim Beyoğlu çiçek pasajı havasında, yeme içme yerleri, birahaneleri, eğlencesi, müziği ile ünlü.

IMG_2873

O tarihlerde mühendislik okuyacağını tahmin ettiğimiz (kendisi siyaset ve tarih okuma kararı aldı ama neyse :) ) oğlumuzu, belki oralarda okur, bir görsün bakalım diye ünlü Münih Teknik Üniversitesine götürdük.
İnternette gördüğümüz üst katlardaki yurt odalarından dersliklere kaydırakla inildiğini gösteren eğlenceli resimden çok etkilenmiştik ama o kısma giremedik ve diğer yönleriyle de üniversite binası bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Çöp konteynerındaki görüntüden anladık ki, akşam Üniversiteli gençler sıkı bir parti yapmışlar.

IMG_2877

Bir de üniversiteye çok yakın olan ünlü Alte Pinakothek müzesini gezdik, burası da Dünya’da belli başlı görülmesi gereken müzeler arasında.

IMG_2886
IMG_2895

Müzede Leonardo da Vinci, Rafael, Albert Dürer, Auguste Renoir, Paul Cezanne, Pablo Picasso gibi önemli sanatçıların süper güzel tabloları sergileniyor.

IMG_2896

IMG_2900

IMG_2902

IMG_2903

IMG_2905

Münih gezimizle birlikte Bavyera bölgesi turumuzu bitirip Münih’den uçakla Türkiye’ye dönüyoruz.

İşte Berlin’i bir daha ve daha iyi görelim derken Bavyera Bölgesini, Romantik Yolu, Frankfurt’u, Münih’i de katıp ikinci ve üçüncü Almanya turumuzu harmanlayıp sizinle de paylaşmaya çalıştım.

NETİCE;
-Romantik Yol, güzel bir rota, masal diyarı tadında kasabalar, eminim bu güzel, özenli, bakımlı ve korunmuş Ortaçağ kasabalarını beğeneceksiniz,
-26 kasabanın tamamını da keşfedebilirsiniz ama biraz daha bol zaman gerekir, Würzburg, Rothenburg, Füssen en ünlüleri, bunları mutlaka görün derim,
-Würzburg Rezidansını atlamayın, mutlaka gezin,
-Füssen’deki Hohenschwangau ve Neuschwanstein şatolarının mutlaka ikisini de gezin, ingilizce ve almanca rehberli tur saatleri var, onları yakalamaya çalışın,
-Rothenburg’da sneeball tadına bakın,
-Münih’de Alte Pinakothek müzesini mutlaka gezin, muhteşem bir müze, masterpiece tablolar var,
-Münih’in meşhur birahanesi Augustiner’de bir bira için, sosis yiyin,
-Viktualienmarkt, Münih’in ünlü açık pazar alanı, burada yapılan sosis ve balıkları, istakozları deneyin derim, lüks lokantaya değişmem…
-Frankfurt’u görmezseniz birşey kaybetmiş sayılmazsınız, ama bu kadar büyük bir şehir olup da, bu kadar sakin ve insanca yaşama şartlarının nasıl sağlanmış olabildiğini görebilmek ve şaşırmak için bile şöyle bir uğranabilir Frankfurt’a.
-Bu bölgede Oberammergau da kalıp, Garmisch Parthernkirche’yi de kapsayan sakin bir sonbahar yürüyüş programı yapabilirsiniz,
-Unesco Dünya Mirası listesindeki Bamberg’i de mutlaka görün derim,
-Kısacası Bavyera bölgesi görsellik anlamında güzel bir bölge, masallarda gördüğümüz güzellikte bakımlı evleriyle, kasabaları, köyleriyle, yeşilliğiyle, ormanlarıyla, karlı, etkileyici Alp dağlarıyla güzel..

Recent Posts
Showing 11 comments
  • Dilek
    Cevapla

    Merhabalar,
    Yazınızı zevkle okuduk. Almanya’yı bizim kadar sevmiş olan, Romantik Yolu keşfetmekten mutluluk duyan ve bizim gibi “Christmas Markets” zamanı oralarda olan birilerine rastlamak çok hoş. Hele ki Füssen, Garmisch-Partenkirchen ve Oberammergau gibi az bilinen ama çok güzel yerlerini gidip görmüş ve hayran kalmış başkalarının da olduğunu görünce insan bir garip oluyor. Deminden beri eşimle “Aaa bak onlar da buraya gitmiş, aaa onlar da bak burayı çok beğenmiş” diyerek okuduk. Size bunları söylemek, bu duygumuzu paylaşmak istedim. Artık diğer yazılarınızı da takip ederiz :)

  • hülya
    Cevapla

    aLMANYANIN EN UCUZ KİRASI OLAN SEMT VE EN ÇOK İŞ ALANI OLUPDA tÜRKIYEDEN GELEN BIRININ CABUK İŞ BULMASI HANGI SEMTTE OLUR ? ARTI ZAMANDA PASI VE DİLİ VE AYNI ZAMANDA ALMAN VATANDAŞI OLAN KİŞİNİN , ALMANYAYA GIDIP EŞİNİ ALDIRMASI NASIL ŞEKİLDE OLUR ? DEVLET BU KISIYE HAK VE TOLERANS TANIMAZMI ALMAN VATANDAŞI OLAN INSANA ?

  • Güneş
    Cevapla

    Merhaba.
    Almanya’ya ilk defa gidicem ve kafamdaki Almanya imajını değiştirdiniz. Çok teşekkür ederim size. İyiki internette gezinirken rastlandım yaziniza. Almanya tatilime çok büyük katkıda bulundunuz. Kaldığınız otelleri de not aldım araştırıyorum. Tekrar teşekkürler (:

  • sacide
    Cevapla

    merhabalar,
    romantik yol gezisini yeni tamamlayıp döndük..maalesef rehberimizden alamadığımız bilgileri sizden öğrendim..keşke daha önce yazınızı okuma şansım olsaydı..araştırma yaparken atlamışım..çok güzel ve sade bir anlatımla bu şahane geziyi anlatmışsınız elinize sağlık çok teşekkürler..

  • Cüneyt Oktay
    Cevapla

    Merhaba,
    Avrupa ülkelerinde sona bıraktığımız bu ülkeyle ilgili güzel bilgiler ve yorumlarınız için teşekkürler. Romantik yol ve diğer kasabaları içeren bu bilgiler doğrultusunda 7 Aralıkta gideceğimiz bu gezi için çok güzel rehberlik ettiniz. Şimdiden görmüş kadar olduk. Emeklerinize sağlık….

  • Oznur Gokhan
    Cevapla

    Merhaba,
    Anlatımlarınız ve fotoğraflarınız, bize de aynı rotaya gitmeden ışık tuttu. Tebrik ederim.

  • ayten bayır
    Cevapla

    Merhabalar,
    romantik yol ile ilgili araştırma yaparken sizin yazınızla karşılaştım. bu yıl 4 günlük bir programlamayla gezmeyi düşündüğüm yerleri o kadar güzel anlatmışsınız ki. inanın, yazınızın rehberliğinde gezmeye karar verdik. Gözlemlerinizi o kadar güzel anlatmışsınız ki, çok teşekkür ederiz. sağlıklı ve keyifli günler dileriz.

  • öznur şakrak
    Cevapla

    harika bir blog.tebrik ediyorum.romantik yol güzergahı benim de planlarımdaydı..gitmeden önce bana yol gösterici olacak detayda yazılar ve harika fotograflar.emeklerinize sağlık.

  • Asım
    Cevapla

    Merhaba,
    bu güzel çalışma için çok teşekkür ederim. biz de 2 hafta sonra bu yazınızı esas alarak bu güzergahı Karavanla gezmeyi düşünüyoruz.
    emeklerinize sağlık.

  • Özge
    Cevapla

    merhaba ,
    şans eseri buldum blog’unuzu öyle güzel ve ayrıntılı anlatmışsınız ki .
    Bizde şimdiden 2016 aralık ayının programını yapan gezgin bir aileyiz.
    Aslında Berlin – Dresden ve sayısız kere gittiğim Hamburg turu yapsak ve dönsek diye düşünmüştük ama sizin yazınızı okuduktan sonra kesinlikle romantik yolu görmek çok istiyorum.
    Buradan berlin e gidiş münih dönüş bir uçak bileti ile seyahat planlayabiliriz gibi geliyor. (Berlin -Franfurt arasını ara uçuşla geçip)
    Toplam 9 günde sizce bu program yapılabilir mi ? Birde aralık ayında almanya muhteşem olur bilirim :) her yer market vs ama bir yandan da çok soğukta olur sanırım sizde Aralık ayında gittiniz çok üşümediniz mi o konu da bana bir bilgi verebilir misiniz?
    birde sanırım araba kiralayarak yaptınız bu geziyi değil mi ? Başka şehirde teslim etmek bir sorun yaratmış mıydı ? Otopark sorun oldu mu :)
    çok soru sordum değil mi kusura bakmayın ama yazının genelini okuyunca heyecanlandım sormadan edemedim.
    Şimdiden çok teşekkürler
    Sevgiler

  • Seda
    Cevapla

    Yazınız, hazırlamakta olduğum rota için çok yardımcı oldu. Teşekkür ederim ve nice keyifli geziler gerçekleştirip yazmanızı dilerim.

Leave a Comment