EDİRNE

Bu sefer amacım benim iş için ara ara gittiğim Edirne’ye Ahmet, Batur ve bir grup yakın arkadaşlarımızı da götürmek, hem etkileyici Edirne şehrimizi daha ayrıntılı gezmek / gezdirmek, hem de müthiş bir tat olan Edirne ciğerini Ahmet’e (ben ciğer sevmem ki diye sürekli tekrarlıyor ama ben de denetmek konusunda ısrarlıyım) ve ciğer sevdasıyla bizimle birlikte yollara düşen ekipteki diğer arkadaşlarımıza tattırabilmek…

Sabah saat 7:00 civarı İstanbul’dan Edirne’ye doğru yola çıktık, ara yollara girmeden otoyol aracılığı ile direkt Edirne’ye gittik, makul bir hız ile 2 saatte Edirne’ye varılabiliyor.

Evden çıkmadan önce yaptığımız hafif atıştırma şeklindeki kahvaltımızı takviye etmek amacıyla sabah saat 9:00 gibi Meriç kıyısında çıtır sigara börekleri yanında çayımızı içip kahvaltımızı tamamladık.

Edirne’ye gidip Meriç kıyısında çay içmemezlik yapmayın sakın derim.Ama sabah saatlerinde gidebilirseniz gidin, hele hafta sonları sakın daha geç saatlere kalmayın, çünkü çok kalabalık oluyor, öğleden sonraki saatlerde giderseniz eminim yaşanan araba trafiğinden ve insan selinden hiç de hoşnut kalmazsınız.

Meriç kıyısında çay sefasından sonra, çay bahçelerinin girişindeki ağaçlıklı yolda bir süre güzel, sakin bir yürüyüş yaptık.

Daha sonra Selimiye camisini gezmeye gittik. Gerçekten muhteşem bir eser. Cami çıkışı caminin hemen arkasındaki kapalı çarşıyı gezdik. Acıktık, veee nefis Edirne ciğerini yemek üzere çarşı içindeki Ciğerci Aydın’ da mola verdik. Önce ciğer (çocuklar maalesef ciğere pek prim vermiyor) yedik, oradan kalkıp meşhur köfteci Osman’a geçtik. İnanmayacaksınız ama tıka basa ciğer ile doymuş olan büyükler bile birer ikişer adet köfte yemekten de geri kalmadık.
Köftelerde süper, hımmmm hatta nefis….. Köfteciden çıkıp Keçecizade’den ikindi çayı yanında yemek üzere bademli un kurabiyelerimizi sardırdık, ayrıca yemek üstü, bastırsın! diye tatlı niyetine portakallı çikolataları ve cevizli sucuklarımızı aldık. Ohhh şimdi huzura ermiş bulunuyoruz, tura devam edebiliriz.

Sırada çocuklar görsün diye Kapıkule sınır kapısı var. Çok mutlu oluyorlar, onlar için çok ilginç tabii, çıkış için bekleyen kamyonların önünde, Kapıkule yazısı fonda olmak kaydıyla çocukların fotoları çekiliyor. Burası Türkiye’nin sonumu yani diye şaşkınlıkla soruyorlar.

Buradan çıkıp ikindi çayı molası için Edirne merkeze yakın mesafedeki kahveye gidiyoruz, çay süper, Keçecizade’nin bademli kurabiyeleri ağızda dağılıyor.

Şimdi de Edirne ilinin aslında en ilginç yerini görmeye gidiyoruz. LALAPAŞA ilçesi ve ilçedeki DOLMENLER.

Lalapaşa dünyada sayılı yerde bulunan dolmenlerin olduğu birkaç yerden biri. Edirne İstanbul yönünde giderken Edirne çıkışındaki Lalapaşa tabelasını izledik, ilçeye vardık, ama ne yazık ki dolmenleri bulmak için zorlandık, ne iz, ne yol, ne de bilen var. Bulduk, ama ne acıdır ki ne korumaya alınmış, ne de doğru düzgün çevre düzenlemesi yapılmış. Çevresi çamur ve hayvan pislikleri ile dolu, bakımsız.İlçede yaklaşık 75 adet dolmen var maalesef bu sefer biz hepsini göremedik.Bir dahaki sefere hepsini keşfetmeye kararlıyız.Ayrıca yine Lalapaşa bölgesinde 2-3 mt yükseklikte çok sayıda MENHİR var.Her şeye rağmen hem dolmenler, hem de menhirler mutlaka görülmeli, çok etkileyici.( Hernekadar ekipteki arkadaşlarımız dolmenleri bulduğumuzdaki hayal kırıklığı sonrası bu mudur diye bir süre kovalasalarda ) Bilenleriniz vardır mutlaka, İngiltere’ de de dolmen var, adamlar turizm sitelerine girildiğinde öncelikle tanıtımlarını dolmenler ile yapıyor.

Dönüşte otobandan İstanbul yönünde giderken bir de Uzunköprü ilçesini ve adını aldığı muhteşem Ergene (Uzunköprü) köprüsünü görelim dedik.Ergene nehri üzerinde olan, 1270 mt uzunluğunda dünyanın en uzun taş köprülerinden olan bu köprüyü Sultan II Murat 1427 yılında yapımını başlatmış,16 yy da inşaat tamamlanmış.Çok etkileyici.Köprü başında birde Hürriyet çeşmesi var.

Cumartesi akşam saat 22:00 gibi evdeydik. Pazar günü evimizde dinlendik ve tüm gün Edirne üzerinde konuştuk. Neyse, bu pazartesi de işime mutlu gideceğim.

NETİCE ;

-Edirne yi mutlaka görün derim .
-İstanbul’ dan sadece 2 saat sürüyor,
-Meriç kenarında çay için (ama mutlaka sabah saatlerinde ) ,
-Muhteşem Sinan’ın muhteşem Selimiye camisini gezin, hikayesini dinleyin,
-Edirne Kapalı çarşısı da uğrayabileceğiz mekanlardan ,
-Edirne ciğeri yemeden, ciğer sevmeyenler ise Köfteci Osman’ a uğramadan asla dönmeyin,
-Keçecizade’nin bademli un kurabiyesini, çikolata kaplı portakalını(süper), badem ezmesini almadan
en azından küçücük şirin dükkanına girip ürünleri tatmadan dönmeyin,
-Kapıkule’ ye de yarım saat zaman ayırın,
-İkindi çayınızı mutlaka eski istasyon karşısındaki kahvede Keçecizade kurabiyelerinizle için,
-Lalapaşa’ya mutlaka gidin, dolmenleri ve menhirleri görmeden dönmeyin,
-Biraz daha yol yapmaktan çekinmezseniz dönüş yolunda yönünüzü Uzunköprü ilçesine
çevirin ve ilçeye adını veren muhteşem Ergene köprüsünü ve etkileyici mimarisini görün.
-En önemlisi tüm bunları 1 gün içerisinde yapabiliyor olmanız.

Recent Posts
Showing 4 comments
  • no name
    Cevapla

    Eğer dolmenler ile ilğili başka resimleriniz varsa , mailime atarsanız memnun olurum.

  • mucahit
    Cevapla

    bugün lalapaşada dolmenlere baktım gerçekten mukemmel bir tarihi miras ama maalesef bakımsız buraların kültür bakanlığı ve valilik tarafından çevre düzenlenmesi ve tanıtımı yapılmalı

  • Cevapla

    Paylaşım için çok teşekkürler. Sizinle iletişim kurabileceğimiz bir mail adresiniz var mıydı acaba?

    Teşekkürler,
    Mutlu Günler

pingbacks / trackbacks
  • […] Edirne ciğeri için 200 km yol yaptığımız olmuştu. O zaman üstüne üstlük saat 23:30 da Edirneye varıp, sokakta kokoreç yiyip dönmek zorunda […]

Leave a Comment