1994 yılında yaptığımız Fransa gezimizde en çok Mont Saint Michel ve Normandiya kıyıları beni etkiledi.

15 günlük Fransa turumuzda, önce direkt Paris’ e gidip, klasik Paris şehir gezisi yaptık. Paris’ den ayrılacağımız günün sabahı kendimize bir araç kiraladık. Paris çıkışlı olmak üzere Fransa’ nın kuzeyinden başlayarak, tüm Fransayı görecek şekilde tam bir daire çizip, aralardaki şehirlere de girerek, en nihayetinde tekrar Paris’ e döndük ve Fransa turumuzu böylece gerçekleştirdik.
Süper bir tur oldu, bu turla hem Paris, hem sanat, hem doğa, hem tarih, hem Alp’ leri, hem Normandiya kıyıları ve okyanusu, hem Cot d’azur gibi muhteşem bir sahil tatil cennetini, St.Tropez, Marsilya ve kumarhaneler şehri Monte Carlo’ yu, çocukluğumuzun prensesi Caroline’ in küçük ülkesi Monaco’ yu vs.vs. gibi Fransa’nın tüm dünyaca meşhur belli başlı yerlerini ayrıntısıyla görmemizi sağlayan değişik bir tur gerçekleştirmiş olduk.
4 günlük Paris turundan sonra, kiraladığımız arabamızla Paris’ den Normandiya bölgesine doğru sabah yola çıktık. Normandiya denilince maalesef aklımıza ilk önce bir tamlama olarak beynimize kazınmış ”Normandiya Çıkartması” geliyor. Bu güzel kıyılar maalesef II. Dünya Savaşı gibi sevimsiz, ama önemli bir tarihi olaya tanıklık etmiş. Merak etmedim değil, buralara savaş gemileri ile dayanıp, savaşmaya gelenlerden hiç kendi kendilerine düşünüp, şu soruyu soran olmuşmudur acaba; Ne güzel yerler, birçok sanatçı buralardaki güzellikleri resmetmek için yaşamış, bizim ne işimiz var burada, neden buradayız, nasıl bu güzellikleri yokedeceğiz diye. (Aynı şeyi Çanakkale için de düşünmüşümdür hep)

Fransa’ nın kuzey-batısındaki Normandiya bölgesi, aslında Fransa’ nın doğası güzel ve en ilginç bölgelerinden. Gel-git olaylarının yaşandığı sahilleri, uzun ve geniş kumsalları, falezleri, empresyonist ressamlara modellik yapan renkli güzel kasabaları, ünlü ressam Monet’ in yaşadığı Givenry’ deki evi ve muhteşem bahçesi, Fransa’ nın ulusal kahramanı Jeanne d’Arc’ ın yakıldığı Rouen şehri ve tabii en önemlisi muhteşem bir manastır olan Mont St.Michel adası ile ünlü Normandiya bölgesi…
Kıyılarının bir kısmı Manş denizinde, bir kısmı ise Atlas Okyanusuna bakıyor. Biz gezimizi Mayıs ayında yaptığımızdan deniz kıyısındaki kasabalarda bazı evlerin perdeleri sıkı sıkı kapalıydı ve yaşam emaresi pek yoktu, sebebi buradaki evlerin Fransızlar tarafından yazlık olarak kullanılmasıymış.
İlk olarak Paris’ e yaklaşık 140 km uzaklıktaki, içinden Seine nehrinin geçtiği Rouen’ a gittik. Roune sakin ve küçük bir şehir, sokakları tarih kokuyor. Şehirde meşhur “Place du Vieux Marche” meydanı ilginin en yoğun olduğu yerlerden. Meydanın bir özelliği de İngilizlere karşı, Fransa adına savaşmış meşhur bir kahraman olan Jeanne d’arc’ ın cadılıkla suçlanarak yakılmasının bu meydanda olması. Şehirde ayrıca gotik tarzda önemli bir eser olan Notre Dame Katedrali ve özellikle benim çok beğendiğim ortaçağ’ dan kalan bir saat kulesi var. Biz yol yorgunluğumuzla arabamızı saat kulesinin karşısına çekip, o muhteşem saati seyrederek güzel bir uyku çekmiştik kendimize.
Sokaklarında, parklarında bocca oynayan emekliler..

Normandiya bölgesinde bir çok ressam ve yazar yaşamış. En bilinen ise empressionist ressam Monet. Monet’ in evi şimdi müze haline getirilmiş, ayrıca güzel ve ünlü bir bahçesi var. Ayrıca resmini yapmış olduğu evler, çiçekli bahçeler, havuzlar vs. hepsi şu anda bu bölgede korumaya alınmış durumda.
Roune’ dan deniz kıyısı kasabaları olan Fecamp ve Etretat’ a gittik. Aradaki yol müthiş, ormanlar içinden yol alınıyor, heryer yemyeşil, orman içlerine gömülmüş golf sahaları, şık butik oteller, şato tarzı evler vs…
Etretat sahili çok etkileyici, denizle şekil aldığı belli olan dik kayalık ve falezleri, epeyi bir iniş ile ulaşılan çakıltaşı sahili, falezlerin bittiği yerde yemyeşil bir halı ile kaplı görüntüsü ile sahili tepeden seyredebileceğiniz uçsuz bucaksız dev uçurumlar, yamaçlar. İnsan bir an dünyanın sonu burası mı acaba hissine kapılıyor. Sanırım okyanus insana bu hissi veriyor. Aslında Etretat tam olarak okyanus kıyısında değil, Manş denizine bakıyor, ama okyanusu görme sevdası ile bu kıyılara geldiğimizden buraları da okyanus gözü ile izliyorum. Uçurumun kenarından uzun süre dalgaların dev kayalıklara vuruşunu izledik ve dalga seslerini dinledik, muhteşem bir seyirdi.

Fecamp ve Etretat ( özellikle Etretat ) sadece görselliği ile değil, isimleri ile de yıllarca ağzımıza doladığımız yerlerdendir. İsmini hep yazıldığı gibi okuduk, bize ilginç ve kafiyeli gelmiştir bu kasabaların isimleri.. Etretat.Etretat.Etretat…
Bu bölgedeki bir diğer güzel kasaba da Honfleur. Burası dekor olarak yapılmış izlenimi veren güzel evleri ve bahçeleri olan bir yer. Birçok ünlü ressam buranın resimlerini yapmış, halen de sahilinde şövayelerini kurup Honfleur’ un resmini yapan birçok ressamla dolu sokakları.
Etretat’ dan yola çıkıp esas amacımız olan Mont Saint Michel’ e akşam üzeri ulaştık.
Mont St.Mıchel pek kelimelerle anlatılabilecek gibi bir yer değil, resimler ve yazılar burası için yetersiz kalıyor. Ben de burayla ilgili gitmeden önce okuduğum yazılar ve gördüğüm resimlerden sonra, burayı mutlaka görmeliyim demiştim. Gitmeden önce resimlerine o kadar çok baktığım halde, kendisini gördüğümde bu kadar etkilenebileceğim bir yer olabileceğini tahmin edememiştim.

Mont St.Michel bir manastır, ama denizin ortasında yaklaşık 900 m çevresi olan bir kayalık üzerine inşa edilmiş. Ama özel bir durumu var, burası okyanus kıyısında olduğundan gel-git doğa olayının dünyadaki en net izlenebildiği bir bölge ve bu manastır’ın en büyük özelliği bence bu. Yapımı 8.yy da başlayan bu manastır gel-git sayesinde hergün bir kez ada olup, sonra tekrar uçsuz bucaksız bir kumsalın üzerinde yükselen kaya görüntüsüne ulaşıyor. Sular öğleden sonra saat 2 gibi geri geliyor ve Mont Saint Michel tekrar bir ada haline geliyor.
Bunca zaman gel-git konusunda öğrendiklerimizden sonra bu muhteşem doğa olayına bu kadar net şahit olmak, insanın içini ürpertiyor. Aldığımız bilgilere ve okuduklarımıza göre Mont St.Michel’ in bu doğa mucizesinin içinde yer alması kutsallığına olan inancı arttırıyormuş.
Biz akşam üzeri ulaştığımızda Mont St Michel ada halindeydi, ilk gün uzaktan seyretmekle yetindik ve direkt Mont Saint Michel’ e bakan çok güzel bir camping’ de kalıp, uyuyana kadar bu muhteşem görüntüyü izledik. Sabah uyandığımızda deniz yoktu ve kayalık çevresi kumsal ile çamur karışımı bir görünüm ile çevrelenmişti. İşte gel-git mucizesi…

Mont Saint Mıchel, dışından bakıldığında sivri bir kaya parçası ve tam tepesinde sadece bir kule varmış hissi veriyor. Bu kumsal ortasındaki kara parçasına ince uzun bir bağlantı yolu ile ulaşılabiliniyor. İçine girildiğinde ise sizi bambaşka bir ortam bekliyor. Daracık sokaklar, bir sarmal halinde, döne döne manastıra kadar çıkan küçük bir köy var aslında içerde. Manastır bu kaya parçasının tepesinde, sokaklardan yukarıya doğru tırmandıkça, bu sefer de içeri taraftan dışarıyı görüyorsunuz, biz sabah girip gezdiğimiz için dışarısı çepeçevre uçsuz bucaksız bir kumsal ile kaplıydı.
Uzaktan da olsa deniz görünmüyordu. Aşağıdaki resimler sokak aralarından içerden çektiğimiz görüntülerdir. Suların çekilmiş hali olduğundan resimde de görebileceğiniz gibi aşağısı tamamen kumsal..

İçerideki ortam çok değişik, yıllar önce farklı bir amaç uğruna denizin ortasında yapılmış olan (öyle olduğunu düşünüyorum) bu manastır ve çevresi şimdi canlı bir turizm köyü haline gelmiş. Küçücük, şirin evler, alt katlarında restorantlar, hediyelik eşya dükkanları, butikler vs.

Bir kaya parçası üzerinde kurulmuş olan bu muhteşem yer sanki tasarlanmış bir mimari harikası gibi.
NETİCE ;
-Fransa’ ya kadar gidip sadece Paris’ i görmek yetmez, en azından yakın çevresini görebilirsiniz,
-Normandiya kıyılarında denizi (okyanusu) seyrederken kendinizi geçmiş zamanlarda çekilmiş bir film içinde uzun ve kabarık eteklerinizle denizi seyreden bir başrol oyuncusu zannediyorsunuz (Piano filmindeki gibi),
-Monet, Renoir, Matisse, Victor Hugo, Emile Zola, Flaubet gibi sanatçılar birçok eserini bu bölgede yaratmış, buralar bu sanatçılara boşuna ilham kaynağı olmamış,
-Mont Saint Michel’ de mutlaka konaklayın ki gel-git mucizesine şahit olabilesiniz.